Bugün gençlerin önüne nasıl bir başarı hikâyesi koyuyoruz?
Çalışarak, üreterek, okuyarak, meslek sahibi olarak elde edilen bir başarı mı?
Yoksa lüks otomobiller, milyonluk evler, altınlar, paralar, gösterişli düğünler ve sosyal medyada sergilenen ihtişam mı?
Asıl sorgulamamız gereken mesele tam da burada başlıyor.
Çünkü sosyal medyada bazı fenomenlerin ortaya koyduğu yaşam tarzı, gençlere "çok çalışarak değil, kısa yoldan zengin olarak kazanırsın" mesajını verebiliyor.
Daha da tehlikelisi, zaman zaman paranın nereden geldiğinden çok ne kadarının gösterildiğinin önemli olduğu algısı oluşuyor.
Oysa gençlere anlatmamız gereken bunun tam tersi.
Bir insanın ne kadar parası olduğu kadar, o parayı nasıl kazandığı da önemlidir.
Emek var mı?
Üretim var mı?
Alın teri var mı?
Vergisini ödüyor mu?
Topluma katkısı var mı?
Bunlar konuşulmadan yalnızca zenginliğin gösterilmesi, özellikle hayatının başındaki gençler açısından yanlış bir başarı algısı yaratabilir.
Ancak burada bizim asıl konuşmamız gereken kişilerden ziyade oluşan toplumsal algıdır.
Çünkü bugün bir genç sosyal medyaya baktığında ne görüyor?
Bir tarafta yıllarca okuyup sınavlara hazırlanan, üniversite bitiren, meslek sahibi olmak için mücadele eden gençler…
Diğer tarafta ise bir anda büyük servetlere, lüks araçlara, pahalı kıyafetlere ve ihtişamlı hayatlara kavuşmuş gibi görünen fenomenler…
İşte bu görüntü gençte şu soruyu oluşturabiliyor:
"Ben neden yıllarca okuyorum? Neden bu kadar uğraşıyorum?"
Eğer başarıyı yalnızca gösterilen para üzerinden anlatırsak, gençlere emeğin değerini nasıl anlatacağız?
Üstelik mesele yalnızca para da değil.
Altınların havaya saçıldığı düğünler…
Milyonluk araçlarla yapılan gösteriler…
Markaların sergilendiği yaşamlar…
Bir gecede kazanıldığı izlenimi verilen servetler…
Bunların tamamı sosyal medyada sürekli tekrarlandığında, gösteriş normalleşiyor.
Son dönemde gündeme gelen bazı gösterişli düğünler ve yüksek miktarda altın takıldığına ilişkin haberler de bu tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. Hatta bazı olaylarda, gösterilen takıların gerçekliği dahi soruşturma ve bilirkişi incelemelerine konu oldu.
Burada önemli olan yalnızca takıların gerçek olup olmadığı değil.
Neden bu kadar gösterme ihtiyacı duyuyoruz?
Ve daha önemlisi:
Gençler bütün bunları gördüğünde ne düşünüyor?
İşte tam bu noktada ailelere, eğitimcilere, medyaya ve topluma büyük bir görev düşüyor.
Gençlere şunu anlatmalıyız:
Zengin görünmek ile başarılı olmak aynı şey değildir.
Takipçi sayısı başarı ölçüsü değildir.
Pahalı bir araba karakter göstergesi değildir.
Üzerindeki altın insanın değerini belirlemez.
Bir gecede elde edilmiş gibi görünen servet, örnek alınması gereken bir başarı hikâyesi değildir.
Gerçek başarı; emek ister, zaman ister, sabır ister.
Bir doktorun yıllarca eğitim alması…
Bir öğretmenin öğrencileri için verdiği emek…
Bir mühendisin ortaya koyduğu proje…
Bir işçinin alın teri…
Bir girişimcinin yıllarca kurduğu iş…
Bir sanatçının yıllarca yaptığı üretim…
Bunların hepsi gençlere anlatılması gereken başarı hikâyeleridir.
Çünkü çocuklarımızın ve gençlerimizin hedefi "nasıl zengin görünürüm?" değil,
"nasıl başarılı, üretken ve değerli bir insan olurum?"
olmalı.
Fenomenler elbette hayatımızın bir parçası.
Ancak her görünür insan rol model değildir.
Ve belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı geldi:
Gençlerimize kimi izlettiriyoruz, neyi normalleştiriyoruz ve başarıyı nasıl tanımlıyoruz?
Çünkü bugün gençlerin önüne koyduğumuz rol modeller, yarının toplumunun değerlerini şekillendirecek.

