Mersin, yıllardır Akdeniz'in sadece coğrafi değil, sosyo-ekonomik anlamda da en hareketli, en dinamik liman kenti olma vasfını koruyor. Ancak son dönemde sokakta, pazarda ve sahil kordonunda konuşulanlara kulak kabarttığınızda, kentin üzerindeki o bildik neşeli havanın yerini derin bir kaygı ve çözüm bekleyen sorunlar yumağına bıraktığını görmek zor değil.Kentin birinci gündem maddesi hiç kuşkusuz uzayıp giden altyapı ve ulaşım çilesi. Bir yanda büyüyen nüfus ve artan araç sayısı, diğer yanda yılan hikayesine dönen metro projesi ve bitmek bilmeyen yol çalışmaları... Mersinli artık sabah işine, akşam evine giderken trafikte harcadığı sürenin bir megakent seviyesine ulaşmasından haklı olarak şikayetçi. Yerel yönetimlerin "vizyon projeler" sunarken, kentin temel gündelik işleyişini aksatması kabul edilebilir bir durum değil. Akdeniz'in incisi dedigimiz bu kentin insanı, saatlerce trafikte sıkışıp kalmayı hak etmiyor.

Bir diğer hayati başlık ise sanayi, tarım ve doğa arasındaki o hassas dengenin kontrolsüzce bozulması. Nükleer santral tartışmalarından sanayi atıklarına, bakir koyların yapılaşmaya açılmasından verimli narenciye bahçelerinin betonlaşmasına kadar Mersin doğası büyük bir baskı altında. Tarımın kalbi olan bu topraklarda üretici artan girdi maliyetleriyle boğuşurken, bir de iklim krizi ve kuraklık tehdidi kapıyı çalıyor. Mersin'in geleceği; sanayileşirken tarımı ve turizmi kurban etmeyen, çevre dostu ve sürdürülebilir bütüncül bir şehir planlamasından geçiyor.

Tabii ki meselenin bir de sosyo-ekonomik boyutu var. Kentteki demografik değişim ve bunun getirdiği barınma krizleri, ev kiralarının fahiş oranlarda artması, özellikle dar ve orta gelirli vatandaşlarımızı günden güne ezmeye devam ediyor. Mersin, tarih boyunca kucaklayıcı ve hoşgörülü yapısıyla öne çıkmış bir şehir olsa da, kontrolsüz büyümenin getirdiği ekonomik yük artık yerel hane halkının omuzlarına ağır geliyor.

Mersin'in potansiyeli büyük; limanı, tarihi, doyumsuz gastronomisi ve en önemlisi üretken insanıyla bu ülke ekonomisinin ana damarlarından biri. Ancak kentin gerçek sorunlarını halı altına süpürerek, sadece vitrin projelerle günü kurtarmak mümkün değil. Mersin'in artık içi boş söylemlere değil; ortak akılla hareket eden, şeffaf, doğasını koruyan ve insanını merkeze alan cesur idarecilere ihtiyacı var.

Bu kentin tozunu yutan, nemini soluyan herkesin ortak dileği net: Gerçekçi çözümler ve hak ettiği bir yaşam kalitesi. Takipçisi olmaya devam edeceğiz.