Tarih, çoğu zaman meydanlarda kazanılan zaferleri komutanların, askerlerin ve cephelerin isimleriyle anlatır. Oysa büyük zaferlerin ardında adı kayıtlara geçmeyen, fotoğrafı çekilmeyen ve hikâyesi yeterince anlatılmayan sayısız kahraman vardır.

30 Ağustos Zaferi'nin ardındaki en büyük güçlerden biri de Anadolu kadınıdır.

Millî Mücadele yıllarında Anadolu'nun dört bir yanı işgal altındayken kadınlar, hayatın her alanında mücadelenin içinde yer aldı. Kimi cephede silahıyla mücadele etti, kimi yaralı askerleri tedavi etti. Kimi mitingler düzenleyerek halkı bağımsızlık mücadelesine çağırdı, kimi de elindeki son yiyeceği cephedeki askerlerle paylaştı. Onların üstlendiği en ağır görevlerden biri, cepheye silah, cephane ve erzak taşımaktı.

Anadolu'nun çamurlu yollarında, dondurucu soğuğunda ve kavurucu sıcağında kağnıların başında yürüdüler. Sırtlarında mermi sandıkları, yanlarında çocukları vardı. Günlerce süren yolculuklarda dinlenmeden ilerlediler. Çünkü taşıdıkları cephane ile birlikte bir milletin bağımsızlık umudunu da cepheye ulaştırıyorlardı.

Onlardan biri Şerife Bacı'ydı.

İnebolu'dan Kastamonu'ya cephane taşırken zorlu kış şartlarıyla mücadele eden Şerife Bacı, taşıdığı mühimmat ıslanmasın diye üzerindeki örtüyü cephanenin üzerine serdi. Bebeğini korumaya, emaneti cepheye ulaştırmaya çalışırken soğuğa yenik düştü. Onun fedakârlığı, Millî Mücadele'de görev alan binlerce Anadolu kadınının ortak hikâyesinin simgesi oldu.

Kara Fatma, Gördesli Makbule, Nezahat Onbaşı, Tayyar Rahmiye ve Halide Edip Adıvar gibi isimler de mücadelenin farklı alanlarında önemli görevler üstlendi. Bazıları cephede savaştı, bazıları halkı örgütledi, bazıları da milletin sesini duyurmak için çalıştı.

İsimlerini bugün hâlâ bilmediğimiz binlerce kadın; tarlayı ekip biçerek, askerler için kıyafet hazırlayarak, hastalara bakarak ve üretimi sürdürerek mücadelenin ayakta kalmasını sağladı.

Cephede savaşan askerlerin arkasında, hayatı ve üretimi devam ettiren büyük bir kadın emeği vardı. Erkeklerin büyük bir bölümü cephedeyken tarlalar ekilmeli, çocuklar büyütülmeli, yaralar sarılmalı ve cepheye yardım ulaştırılmalıydı. Anadolu kadını bütün bu sorumlulukları sessizce omuzladı.

Onlar yaptıklarını bir kahramanlık olarak görmedi. İsimlerinin yazılmasını, heykellerinin yapılmasını veya kendilerine teşekkür edilmesini beklemedi. Çünkü onlar için söz konusu olan vatandı.

Bugün 30 Ağustos'u kutlarken Büyük Taarruzu yöneten Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü, silah arkadaşlarını ve kahraman ordumuzu minnetle anıyoruz. Bu büyük zaferi mümkün kılan kadınların emeğini de unutmamalıyız. Çünkü bağımsızlık mücadelesi cephede olduğu kadar köylerde, tarlalarda, hastanelerde, atölyelerde ve kağnıların geçtiği zorlu yollarda da verilmiştir.

30 Ağustos, savaş meydanlarında kazanılan büyük bir zafer olmanın ötesinde; bir milletin kadınıyla, erkeğiyle, genciyle ve yaşlısıyla aynı amaç etrafında birleşmesinin sonucudur.

Bugün özgür bir ülkede yaşayabiliyorsak bunda cephaneyi çocuğundan ayırmadan taşıyan annelerin, cephede yaraları saran kadınların, tarlasında üretmeye devam eden Anadolu analarının ve adı bilinmeyen binlerce kahramanın payı vardır. Onların sessiz mücadelesi, bu toprakların hafızasında yaşamaya devam edecektir.

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, Millî Mücadele'nin adı bilinen ve bilinmeyen bütün kadın kahramanlarını saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz.

30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.