Dört yaşında bir çocuk düşünün. Henüz hangi takımın kaç şampiyonluğu olduğunu bilmeyen, derbi tarihlerini ezberlemeyen, transfer dedikodularını takip etmeyen bir çocuk... Muhtemelen formasını da büyüklerine özenerek, renklerini sevdiği için ya da ailesi Fenerbahçeli olduğu için giymiştir. Ama Fenerbahçe forması giydiği için zorbalığa uğradı. Evet, yanlış okumadınız; henüz dört yaşında.

Büyükler olarak yıllardır çocuklara ne öğrettiğimizi gerçekten merak ediyorum. Empati mi, hoşgörü mü, saygı mı? Belli ki bazı dersler kitaplarda var ama hayatta uygulaması pek yok. Çünkü bir yetişkin, dört yaşındaki bir çocuğu üzerinde sarı-lacivert bir forma olduğu için hedef alabiliyorsa, burada artık mesele futbol değildir. Burada spor çoktan bitmiştir. Karşımızda duran şey, adına fanatiklik denilen ve aklın devreden çıktığı, insanlığın ise yedek kulübesine gönderildiği bir zihinsel hâlden başka bir şey değildir.

Sonrasında o kişinin maçlardan men edildiğini ve hapis cezası aldığını biliyoruz. Hukuk gereğini yapmış. Elbette yapmalıydı da. Ancak insan düşünmeden edemiyor; dört yaşındaki bir çocuğun zihninde o anın bıraktığı izi hangi karar silecek? Bir yetişkinin kontrol edemediği öfkenin karşılığında başka yetişkinler ne kadar ceza verirse versin, bir çocuğun o an yaşadığı korkuyu tamamen geri almak mümkün mü?

Belki de bu olayın en acı, en ironik ama aynı zamanda en güzel tarafı daha sonra yaşandı. İlgili polis memuru çocuğu sırtına aldı ve statta gezdirdi. Bir çocuğun korkuyla tanıdığı

 yeri yeniden güvenle tanıması için... Bazen bir yetişkinin verdiği zararı başka bir yetişkinin şefkati onarmaya çalışıyor. Ne büyük bir medeniyet başarısı değil mi? Önce dört yaşındaki çocuğu takım forması yüzünden korkutuyoruz, sonra başka bir yetişkin onu sırtına alıp "Bak, aslında burası güvenli bir yer" demeye çalışıyor.

Gerçekten de çok şükür, çocuk henüz yaşananları daha fazla idrak edecek bir yaşta değilmiş. Ne güzel teselli... Henüz insanların birbirini tuttuğu takıma göre sevip sevmediğini anlayacak yaşta değil. Henüz bir formanın bazı yetişkinlerde muhakeme yeteneğini askıya alabildiğini bilmiyor. Henüz futbolun bir oyun olduğunu ama bazı insanların bu oyunu hayat memat meselesine çevirdiğini anlamıyor. Ve çok şükür, belki de henüz şu soruyu soracak kadar büyük değil: "Ben sadece forma giymiştim, neden bana kızdılar?"

İşte asıl utancımız tam da bu sorunun içinde saklı. Çocuklara yıllardır zorbalıkla mücadele eğitimi veriyoruz. Okullarda akran zorbalığını konuşuyor, empatiyi, sınırları ve saygıyı anlatıyoruz. Ama çocukların gözlerinin önünde birbirimize küfrediyoruz. Takım formaları üzerinden düşmanlık üretiyoruz. Sporu insanlığın önüne koyuyoruz. Sonra da çocukların neden fanatik, öfkeli ve kutuplaşmış yetişkinlere dönüştüğünü anlamaya çalışıyoruz. Şaşırmaya devam edin.

Çünkü belli ki biz çocuklara takım tutmayı değil, takım adına nefret etmeyi öğretmişiz. Fanatiklik, takımını sevmek değildir. Kendi rengini sevmek uğruna başka bir rengin altında duran insanı hedef almak hiç değildir. Bir çocuğun üzerindeki forma, hiçbir yetişkine o çocuğun güvenliğini tehdit etme hakkı vermez. Dört yaşındaki bir çocuk hangi formayı giyerse giysin, hangi takımı tutarsa tutsun, önce çocuktur.

Belki artık bunu yeniden hatırlamamız gerekiyor. Çünkü çocuklara zorbalığı anlatmadan önce yetişkinlerin fanatikliklerini tedavi etmeye başlamamız şart. Yoksa yarın çocuklara "Birbirinize zorbalık yapmayın" demeye devam ederiz. Onlar da haklı olarak bize bakar. Ve öğrenirler. Tıpkı bizden öğrendikleri gibi.