Bir insan yıllarca içinde taşıdığı öfkeyle bir gün karşısına çıkan birini hedef alabiliyorsa…

Bir başka insan bir anlaşmazlığı çözmek yerine silaha sarılıyorsa…

Durup kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

Ne oluyor bize?

Son günlerde peş peşe gelen bazı haberler sadece birer asayiş haberi değil… Toplum olarak yüzleşmemiz gereken daha büyük bir sorunun işaretleri gibi duruyor.

Yıllar önce yaşandığı iddia edilen bir olayın ardından intikam almak için harekete geçen bir kişi… Geçmişte kapanması gereken bir hesabı bugün şiddetle açmaya çalışıyor. Bir insanın yıllarca içinde öfke biriktirmesi, zamanı geldiğinde bunu fiziksel saldırıya dönüştürmesi bize çok şey anlatıyor.

Diğer tarafta Mersin'de bir tatil sitesinde yaşanan silahlı saldırı… Bir site yöneticisi, kasklı bir saldırganın hedefi oluyor. Güvenlik kameralarına yansıyan görüntüler, şiddetin ne kadar kolay ve soğukkanlı bir şekilde uygulanabildiğini gösteriyor.

Peki sorun sadece birkaç kişinin öfkesi mi?

Yoksa toplum olarak giderek daha mı tahammülsüz hale geliyoruz?

Bir tartışmayı konuşarak çözmek yerine tehdit etmeyi… Bir kırgınlığı unutmak yerine yıllarca büyütmeyi… Bir anlaşmazlıkta hukuka güvenmek yerine kendi adaletimizi sağlamaya çalışmayı mı seçiyoruz?

Şiddet bir anda ortaya çıkmıyor. Önce dilimiz sertleşiyor. Sonra öfkemiz büyüyor. Ardından empati kayboluyor. En sonunda da geri dönüşü olmayan olaylarla karşılaşıyoruz.

Bugün hepimizin kendine sorması gereken bir soru var:

Bir insanı yıllarca kin tutacak noktaya getiren nedir?

Bir insanı eline silah alacak kadar öfkelendiren hangi boşluklar var?

Ve biz bu şiddet döngüsünü nerede durduracağız?

Çünkü mesele sadece saldırıyı yapan kişi değil…

Mesele, şiddetin giderek daha görünür hale geldiği bir ortamda nasıl bir toplum olmak istediğimizdir.

Belki de artık sadece "fail kim?" sorusunu değil,

"Bu öfke nasıl oluştu?" sorusunu da sormamız gerekiyor.

Çünkü kaybettiğimiz şey sadece güvenlik değil…

Birbirimize olan güvenimizi de kaybetme riskiyle karşı karşıyayız.