Evet başlığı yanlış okumadınız çünkü eğer görüntüleri izlediyseniz bu durumun bu şekilde olduğunu eğer vicdanınız varsa söylemeniz mümkün !

Mersin'de bir markette yaşanan ve kamuoyuna yansıyan görüntüler, yalnızca bir şiddet olayı değildir; bir çocuğun yaşam hakkına yönelmiş son derece ağır bir saldırıdır. O görüntüleri izlerken mesleki bilgimin ötesinde, insan olarak vicdanım da derinden sarsıldı. Allah'ın bizlere emanet ettiği küçücük bir çocuğa bu kadar acımasızca saldırabilmek nasıl bir ruh hâlinin ürünüdür? İnsan canı gerçekten bu kadar mı ucuzladı? Bir yetişkin, kendisini koruyamayacak kadar güçsüz bir çocuğa öldürmeye varacak ölçüde şiddeti nasıl bu kadar kolay uygulayabilir? Bu soruların cevabını yalnızca hukukta değil, toplum olarak kaybetmeye başladığımız vicdanımızda da aramamız gerekiyor.

Çocuklar yetişkinlerin öfkesini boşaltacağı hedefler değildir. Bir çocuğun bedenine yönelen her darbe, aynı zamanda onun ruhuna, güven duygusuna ve geleceğine de yönelmiş bir darbedir. Çocuk gelişimi alanında çalışan bir uzman olarak açıkça ifade edebilirim ki, böylesine ağır şiddete maruz kalan bir çocuk için travma olayın yaşandığı gün bitmez. O market, o sesler, o görüntüler, hatta benzer bir ortam bile yıllar boyunca korkuyu yeniden yaşatabilir. Uyku bozuklukları, kaygı, insanlara güvenememe, sosyal çekilme ve travma sonrası stres belirtileri çocuğun yaşamına uzun yıllar eşlik edebilir. "Çocuktur, unutur." anlayışı bilimsel gerçeklerle bağdaşmayan, son derece yanlış bir düşüncedir. Bazı yaralar görünmez; ancak ömür boyu insanın içinde taşınır.

Bu olayın bir diğer ürkütücü yönü ise çevrede bulunan yetişkinlerin büyük bölümünün etkili bir şekilde müdahale edememesidir. Elbette insanlar zarar görmekten korkabilir; bu insani bir duygudur. Ancak şiddet karşısında tamamen sessiz kalmak da toplumda giderek yerleşen korku kültürünün bir yansımasıdır. Görüntüleri izlediğimde market çalışanlarının kaçmış olması beni çok şaşırttı ! Güvenli şekilde müdahale etmek, çevreden yardım istemek, haberdar etmek gibi pek çok yol varken bir çocuğun çaresizliğine sırt çevirmek, yalnızca o çocuğu değil, toplumun vicdanını da yalnız bırakmaktır. Bugün sessiz kalınan her şiddet, yarın başka bir mağdura cesaret veren bir zemin oluşturur.

Ne yazık ki artık çocuklarımızı geçmiş yıllardaki rahatlıkla sokağa, parka ya da markete tek başına gönderebileceğimiz bir dönemden geçmiyoruz. Bu cümle çocukların özgürlüğünü kısıtlamak için değil, mevcut riskleri görmek içindir. Çocukların güvenliği konusunda ebeveynlerin daha dikkatli olması, onları yalnız bırakmamaları ve çevresel riskleri göz önünde bulundurmaları artık bir tercih değil, zorunluluk hâline gelmiştir. Bir toplumun çocukları ne kadar güvendeyse, o toplum o kadar sağlıklıdır.

Bu saldırıyı gerçekleştiren kişinin davranış biçimi de son derece düşündürücüdür. Bir çocuğa böylesine kontrolsüz, yoğun ve ölüm riski oluşturabilecek düzeyde şiddet uygulayabilen bir bireyin yalnızca hukuki açıdan değil, ruhsal açıdan da kapsamlı şekilde değerlendirilmesi gerekir. Böyle ağır saldırganlık davranışları, toplum güvenliği bakımından ciddiyetle ele alınmalıdır. Çünkü mesele yalnızca bir çocuğun yaşadığı mağduriyet değildir; aynı davranışın yarın başka bir çocuğa yönelmeyeceğinin hiçbir garantisi yoktur. Çocuklara yönelik bu düzeyde şiddet sergileyen bireylerin toplum açısından oluşturabileceği risk göz ardı edilmemelidir.

Son olarak hepimize bir soru bırakmak istiyorum: Allah'ın bizlere emanet ettiği bir çocuğun canı gerçekten bu kadar mı değersiz oldu? Bir çocuğun gözlerindeki korkuyu, çaresizliği ve yardım çığlığını görüp hâlâ susabiliyorsak, yalnızca o çocuğu değil, insanlığımızı da kaybediyoruz demektir. Bir toplumun gerçek medeniyeti binalarıyla değil, en savunmasız bireylerini nasıl koruduğuyla ölçülür. Çocuklara uzanan her el sevgiyle uzanmalıdır; şiddetle değil. Çünkü kırılan sadece küçük bir beden değildir. Kırılan, bir çocuğun dünyaya duyduğu güvendir. Ve bazı güvenler, ne yazık ki bir ömür boyunca yeniden inşa edilemez.

Şimdi vicdanlara seslen sesleniyorum! Bunu yapan şahıs az bir ceza alırsa kamuoyu vicdanın rahatlar mı?  Ben önden size sorduğum bu soruya cevap vereyim! Bir vatandaş olarak benim rahatlamaz!