Jean-Paul Sartre, 20. yüzyılda egzistansiyalizm yani varoluşçuluk akımının en önemli öncüsüdür.

Sartre göre "Varoluş özden önce gelir." İnsan önce dünyaya gelir, var olur. Sonra iradesi ve seçimleriyle kendi özünü kendisi yaratır.

İnsan dünyaya yalnızca bir kez gelir. Ne ailesini, ne de doğduğu coğrafyayı seçemez. Bu yüzden hayatın bize sunduğu ilk sayfalar, bizim kalemimizden çıkmaz.

Daha sonra, belki de hayatın en büyük özgürlüğü olan, başlangıçta bize verilmeyen ihtimaller arasında karar verme, kendi irademizle yaptığımız seçimlerle hayatımıza yön veririz.

Zamanla karşımıza onlarca, belki yüzlerce yol ayrımı çıkar. İşte insanın asıl hayat hikâyesi burada başlar.

Bazen en basit en sıradan görünen seçimler bile hayatımızın yönünü değiştirir. Yeni tanıştığımız bir insan, bir söz, yanlışlıkla girdiğimiz bir sokak, kabul etmekte tereddüt ettiğimiz bir teklif beklenmedik sonuçlar doğurabilir. Çünkü hayat, küçük seçimlerle büyük hikâyelerin yazıldığı bir yolculuktur.

Hayatın en zor tarafı da budur; bir seçimin ardından diğer bütün ihtimalleri geride bırakır, verdiğimiz kararın doğruluğunu yıllarca sorgularız. Ancak diğer seçeneklerin bizi nasıl bir serüvene götüreceğini hiçbir zaman bilemeyiz. Çünkü yaşanmamış bir hayatın hikayesi yoktur.

İnsan bazen yaptıklarından değil, yapmadıklarından pişman olur. Tercihimizin doğru olup olmadığını sorgularız. Oysa mutlak mutluluğu önceden asla bilemeyiz. Hayatın sırrı da belki tam burada saklıdır.

Jean-Paul Sartre şöyle der: "İnsan, yaptığı seçimlerin toplamıdır." Bizi biz yapan sadece seçimlerimiz değil, seçmeyip yanlış bulduğumuz, tercih etmediğimiz şeyler de özümüzü oluşturur. Tercih eder seçer ve yaşarız, yaptığımız tüm seçimlerin sorumluluğu bize aittir.

Aynı anne babadan doğan, aynı ortamda büyüyen kardeşlerin bile tek bir kararla kaderi değişir. Tercihleri sebebi ile hayatları bambaşka bir yola çıkar.

Keşkelerle, pişmanlıkla hayatın geri kalanını geçirmek yerine, elimizde olanın kıymetini bilmemiz gerekir. Çünkü sahip olduğumuz ya da kaybettiğimiz ne varsa, bu tek ömrün hikayesidir.

Bu bizim hayatımız, hiç kimse hayat hikayesinde kötü anılmak istemez. Gittiğimiz mecliste içten bir tebessümle karşılanmak, bir merhabanın sıcaklığında kahve yudumlamak gibi; hayata güzel bir iz bırakabiliriz. Belki de hayatın en büyük zenginliği budur.

Var olmak, nefes almak başka, yaşayabilmek bambaşkadır.

Tek bir hayatımız var, ikinci bir hikâyemiz yok. Bu yüzden hayatla barışarak, yaşamımıza anlam katmak için çabalamalıyız.

Çünkü hayat, bütün kapıları açabilme sanatı değil; seçtiğin kapının ardında anlam bulabilme cesaretidir.

"İnsan, bütün ihtimalleri yaşayamaz; ama yaşadığı tek ihtimali anlamlı kılabilir."