Eğitim ve öğretim, birbirinden farklı kavramlardır. Öğretim de okullarda teorik bilgi en iyi şekilde verilebilir ancak çocuklara önce eğitimin verilmesi gerekir. Her ortamda hakkı, hukuku ve adaleti, saygı ve sevgiyi, doğruluğu, dürüstlüğü ve ahlaklı olmayı göstermek gerekir.Son günlerde yaşanan şiddet olayları toplumun birçok kesiminde derin bir endişe yarattı.Oysa gün boyu, çıkar ilişkileri, şiddet ve suç sıradanmış gibi ekranlara yansırken, sevgi, saygı, emek ve ahlaki değerler geri planda kalmaktadır. Bu durum, özellikle çocuklar ve gençler üzerinde derin ve kalıcı etkiler bırakmaktadır.

Bir öğrencinin öğretmenine, arkadaşına ya da çevresindeki insanlara zarar vermesi yalnızca bireysel bir suç olarak değerlendirilebilir mi? Yoksa bu tablo, toplumun içerisinde bulunduğu aile, sosyal ve psikolojik sorunların bir yansıması mıdır?

Ahlaki değerler ve sorumluluk bilinci ailede başlar, okulda gelişir ve topluma yansıması ile anlam kazanır. Bir toplum, para-pul, şan-şöhretle değil, eğitimli ve erdemli bireylerle şekillenir.

Çocuklarımıza kendi ayakları üzerinde durmaları gerektiği, bunun için ise iyi bir öğretim ve iyi bir eğitimin şart olduğu bilincini kazandırmak gerekir.

Bunun için önce kendimize bir çeki düzen vermemiz şart. Çünkü gelişim psikolojisi bize açıkça gösterir ki, çocuklar, davranış kalıplarını büyük ölçüde gözlem yoluyla öğrenir. Aile içinde yaşanan iletişim biçimleri, çelişki ve çatışma, uzlaşma ve çözüm yöntemleri, ayrıca değer yargıları, çocuğun kişilik ve karakter gelişiminde belirleyici rol oynar. Sevgi-saygı, şefkat ve merhametin olmadığı, sınırların çiğnendiği, adaletin dengeli bir şekilde sunulmadığı ortamlarda büyüyen çocuklar, duygularını sağlıklı bir şekilde ifade etmekte zorlanabilir. Bu durum zaman zaman öfke kontrol problemleri olarak dışa yansır.

Bu noktada ebeveynlere önemli bir sorumluluk düşmektedir.

Çocuklarımızı bir “prens” ya da “prenses” gibi büyütmek, onları hayatın gerçeklerinden uzak, bir koruma kalkanı altında yetiştirmek yerine; hayatın güzelliklerini, sevgi ve saygıyı, aynı zamanda sorumluluk bilincini ve en önemlisi şefkat, merhamet duygusunu adeta nakış nakış işleyerek öğretmek gerekir. Çünkü çocuklar için en güçlü eğitim yöntemi, söylenenler değil, davranışlardır. Bu nedenle ebeveynlerin rol model olması çok büyük önem taşımaktadır.

Medya içerikleri de çocukların ve gençlerin algı dünyasını etkileyen önemli unsurlardan biridir. Ekranlarda şiddet ve suçun normalleştirildiği, ihanet ve çıkar ilişkilerinin sıradanlaştığı davranışlar eleştirel düşünme yetisi henüz gelişmekte olan bireylerde yanlış rol modellerin oluşmasına neden olur. Ailelerin bu konuda da çok hassas davranması gerekir.

Aynı zamanda çocuk yetiştirme sürecinin bilinçli bir şekilde ele alınması gerektiği açıktır. Çocukların eğitim süreci ailede başlar, çocuk sahibi olmadan önce bireylerin çocuk gelişimi ve eğitimi konusunda temel bir farkındalık kazanması, hem aile içi sağlıklı iletişim hem de toplumsal denge açısından önemli bir adım olabilir. Bu konuda yapılacak bilinçlendirme çalışmaları, gelecekte daha sağlıklı nesillerin yetişmesine katkı sağlayacaktır.

Eğitim kurumları çocuklara yalnızca akademik bilgi vermez, aynı zamanda arkadaşlığı, sosyal yaşamı ve toplumsal değerlerin gelişimini sağlar. Bu bağlamda öğretmen-öğrenci ve arkadaş ilişkisi karşılıklı saygı temelinde güçlendikçe, çocukların aidiyet duygusu artar ve şiddet davranışlarının görülme olasılığı azalır.Bu yüzden çocuklarımızın yalnızca akademik başarılarına odaklanmak yeterli değildir. Onları ilgi duydukları bir sanat dalıyla buluşturmak; estetik bakış açılarını geliştirecek, duygularını ifade etmelerine yardımcı olacak ve dünyaya daha geniş bir perspektiften bakmalarını sağlayacaktır. Sanat, o küçük zihinlere rengârenk bir pencere açar.

Unutulmamalıdır ki her çocuk görülmek, anlaşılmak ve değerli hissetmek ister. İhmal edilen, görmezden gelinerek büyüyen bireylerde öfke birikimi oluşur. Bu nedenle çocuklara şefkatli, eşit ve adil bir yaklaşım, gelecekte hem bireysel hem toplumsal huzurun temelini oluşturacaktır.

Bu çerçevede eğitimin, toplum üzerinde değerine dikkat çeken Mustafa Kemal Atatürk, “Eğitimdir ki bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum hâlinde yaşatır ya da esaret ve sefalete terk eder.” demiştir.

Toplumun fertleri olarak daha bilinçli, daha duyarlı ve daha sorumlu bir yaklaşım geliştirmemiz gerektiği açıktır. Bu tür talihsiz olayların bir daha yaşanmamasını temenni ediyor, hayatını kaybedenlere Rahmet, ailelerine sabır diliyorum…