Popülerlik uğruna normalleşen küfür dili, dijital akımlar ve çocukların görünmeyen yardım çağrıları!!
Çocuklarımızın dünyasında bir şeyler değişiyor. Üstelik bu değişim yalnızca ellerinden düşürmedikleri telefonlarla sınırlı değil. Değişen; birbirleriyle konuşma biçimleri, kabul görmek uğruna benimsedikleri davranışlar ve zamanla normal kabul etmeye başladıkları sınırlar.
Instagram ve TikTok gibi platformlarda yayılan bazı akımlar, çocukların yalnızca giyimlerini ve hareketlerini değil, kullandıkları dili ve birbirlerine karşı tutumlarını da etkiliyor. Ağır küfürlerin, sinkaflı ifadelerin ve cinsel çağrışımlı sözcüklerin sıradan bir hitap biçimi gibi kullanılması, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir mesele.
Bazı akran gruplarında bu ifadeler, anlamı düşünülmeden, neredeyse bir zamir gibi kullanılıyor. Peki, çocuklar söylediklerinin anlamını gerçekten biliyor mu? Yoksa yalnızca gruba ait olmak için duyduklarını mı tekrarlıyorlar?
Bir davranışın popüler olması, onu doğru yapmaz. Herkesin yapıyor olması da onu masumlaştırmaz.
Kabul görmek uğruna kendinden vazgeçmek…
Çocukluk ve ergenlik döneminde arkadaşlar tarafından kabul görmek, dışlanmamak ve bir gruba ait hissetmek önemli duygusal ihtiyaçlardır. Çocuk bazen kendi düşüncelerini sorgulayarak değil, grubun davranışlarına uyum sağlayarak kabul görmeye çalışır.
Arkadaşları küfür ediyorsa küfür etmeye, uygunsuz bir akım ilgi görüyorsa onu taklit etmeye başlayabilir. Çünkü bazı durumlarda çocuk için arkadaşlarının kabulü, davranışının doğruluğunu değerlendirmekten daha önemli hâle gelebilir.
Bir süre sonra da sorgulamadan tekrarladığı davranışın normal olduğuna inanmaya başlayabilir.
Asıl tehlike, çocuğun yanlış bir davranışı bir kez yapması değil; kabul görmek için o davranışı gerekli görmeye başlamasıdır.
Popülerlik, davranışın doğruluğunu değil, ne kadar görünür olduğunu gösterir.
Sinkaflı söylemler ne zaman zorbalığa dönüşür?
Her küfür akran zorbalığı değildir. Ancak aşağılayıcı ifadeler tekrarlandığında, karşı tarafın rahatsızlığı görmezden gelindiğinde ve dışlama ya da güç dengesizliği devreye girdiğinde zorbalığın bir aracına dönüşebilir.
Bir çocuğun hakaretini "Şaka yaptım." diyerek açıklaması, karşı tarafın yaşadığı rahatsızlığı ortadan kaldırmaz. Çocuk itiraz ettiği için alay konusu oluyor veya gruptan dışlanıyorsa burada ciddi bir sınır ihlali vardır.
Bugün şaka adı altında normalleştirilen bir davranış, yarın sistematik bir zorbalığa dönüşebilir. Bu nedenle çocuklara yalnızca küfür etmemeyi değil, başkalarının sınırlarına saygı duymayı da öğretmeliyiz.
Sosyal medya akımları ve çocukların dijital mahremiyeti
Bir başka önemli mesele, çocukların yetişkinlere yönelik cinsel göndermeler içeren veya müstehcen çağrışımlar taşıyan içerikleri taklit etmesi.
Çocuk, yayımladığı videonun hangi anlamlara çekilebileceğini, kimler tarafından izlenebileceğini veya nasıl kullanılabileceğini yeterince değerlendiremeyebilir. Bir hareketi yalnızca popüler olduğu için yapabilir ya da daha fazla ilgi görmek amacıyla bir akıma katılabilir.
Bir çocuğun bu tür bir içeriği taklit etmesi, yetişkinlerin yüklediği bütün anlamları kavradığını göstermez. Ancak bu durum, çocuğun mahremiyeti ve güvenliği açısından ortaya çıkabilecek riskleri görmezden gelmemizi de gerektirmez.
Dijital ortamda paylaşılan görüntüler kaydedilebilir, başka hesaplara taşınabilir ve ilk bağlamından koparılarak kullanılabilir.
Çocuklarımızı korumak istiyorsak onları utandırmak yerine dijital mahremiyet, kişisel sınırlar ve çevrim içi güvenlik konusunda bilinçlendirmeliyiz.
Ey ebeveynler, önce çocuklarınızın duygularını anlamaya çalışın!
Çocuğunuzun ağır küfürler kullandığını veya yaşına uygun olmayan bir akımı taklit ettiğini öğrendiğinizde öfkelenebilirsiniz. Ancak vereceğiniz ilk tepkinin, çocuğunuzun bundan sonra size neler anlatabileceğini de belirleyebileceğini unutmayın.Çocuğunuzu hemen suçlar, aşağılar veya kişiliğini hedef alan ifadeler kullanırsanız kendisini kapatabilir, daha tepkisel davranabilir ve yaşadıklarını sizden gizlemeye başlayabilir.Oysa belki arkadaş grubundan dışlanmamak için istemediği bir davranışa yönelmiştir. Belki kabul görmek, güçlü görünmek veya dikkat çekmek istemiştir. Belki de yaptığı davranışın sonuçlarını yeterince değerlendirememiştir.Bunların hiçbiri yanlış davranışı onaylamak için bir gerekçe değildir. Fakat davranışın nedenini anlamadan onu değiştirmeye çalışmak da eksik kalabilir.Çocuğunuza yalnızca "Bunu neden yaptın?" diye sormayın. Arkadaşlarının yanında nasıl hissettiğini, dışlanmaktan korkup korkmadığını ve bu davranışları yapmadığında neler yaşadığını da anlamaya çalışın.
Çocuğun davranışını onaylamak zorunda değilsiniz; ancak o davranışın arkasındaki duyguyu anlamaya çalışmalısınız.
Koşulsuz sevgi, her davranışı onaylamak değildir
Çocuklarımıza hata yaptıklarında da yanlarında olacağımızı hissettirmeliyiz. Koşulsuz kabul, her davranışı doğru bulmak değil; çocuk yanlış yaptığında da gerçeği anlatabileceğine ve yardım isteyebileceğine güvenmesidir.
Çocuğunuzun bir arkadaşına hakaret ettiğini öğrendiğinizde davranışın neden yanlış olduğunu açıklayabilir, karşı tarafta yarattığı etkiyi konuşabilir ve gerekiyorsa zararı telafi etmesini sağlayabilirsiniz.Yaşına uygun olmayan bir içerik paylaştığında da onu aşağılamak yerine, riskleri anlatabilir ve güvenli bir çözüm için birlikte hareket edebilirsiniz.Çünkü çocuk, ailesinin kendisini yalnızca hatasız olduğunda kabul ettiğine inanırsa hatalarını gizlemeye yönelebilir. Buna karşılık, yanlış yaptığında da ailesinin yanında olacağına güvenmesi, yaşadıklarını açıkça paylaşabilmesine yardımcı olabilir.
Çocuklarımızı kaybetmeden önce onları dinleyelim
Çocukların sosyal medya davranışları karşısında öfkelenmek ve gördüklerimiz üzerinden hüküm vermek kolaydır. Zor olan, davranışın arkasındaki nedeni anlamaya çalışmaktır. Çocuklarımızın sosyal kabul ihtiyacını, dışlanma korkusunu ve kendilerini ifade etme çabasını göz ardı etmemeliyiz. Elbette zararlı akımlara, aşağılayıcı söylemlere ve akran zorbalığına karşı durmalıyız. Ancak bunu yaparken çocuklarımızın korkmadan konuşabilecekleri bir iletişim ortamı da oluşturmalıyız. Çünkü bazen bir çocuğun yaptığı yanlış davranışın arkasında, kimseye anlatamadığı bir dışlanma korkusu vardır. Bazen de kendisini kabul ettirmek için verdiği bir mücadele…
Çocuklarımızın bize yalnızca doğru yaptıklarında değil, yanlış yaptıklarında da gelebilmeleri gerekir.Onları yargılamak yerine dinlediğimizde, duygularını anlamaya çalıştığımızda ve gerektiğinde tutarlı sınırlar koyduğumuzda, sorunları gizlemek yerine konuşabilecekleri bir alan açarız.
Akran zorbalığıyla mücadele, yalnızca çocuklara küfür etmemeyi öğretmekle başlamaz. Aşağılamanın normal kabul edilmediği, çocukların kabul görmek için kendi sınırlarından vazgeçmek zorunda kalmadığı bir iletişim kültürü oluşturmakla başlar.
Çünkü çocuklarımızın en çok ihtiyaç duyduğu şey, her davranışlarını onaylayan bir aile değil; onları anlayan, doğruyu gösteren ve ne yaşarlarsa yaşasınlar yardım isteyebilecekleri güvenilir bir aile ilişkisidir. Çocuklarımızı korumak istiyorsak önce onları dinleyelim. Bazen gerçeğe ulaşmanın ilk adımı, bir çocuğa kendisini anlatabileceği güvenli bir alan sunmaktır.
