Pazartesi , 11 Kasım 2019

Toplumsal travma!…

Öncelikle dün Atamızı, 81.ci ölüm yıldönümünde bir kez daha andık. Anarken gözümüzün önünde, Atamızın Çanakkale’de, Sakarya’da, Erzurum’da, Gaziantep’te, yurdun dört bir yanında verdiği kanlı özgürlük mücadelesi geçti. Yaşamadık ama atalarımız yaşadı. Ölmedik ama atalarımız, toprağımızın her bir karşını kurtarmak için can verdi. Özgürlük ve bağımsızlık şiarı ile öldüler, sakat kaldılar, ailelerine kavuşamadılar. Hatta cenazesi nerede olduğu, yaşayıp, yaşayamadığını bile bilmediğimiz atalarımız var. Ya şimdi özgür ve bağımsız mıyız? Cevabı yine de bizde kalsın…

***

Gelelim bir diğer konuya. Son zamanlarda tek tek intiharların yerini artık toplu intiharlar almaya başladı. Kimisi siyanürle, kimi farklı ilaçla, kimi de silah ya da kesici aletlerle, kendisini ve ailesini yok etmeye başladı. Bu toplumsal travma hepimizi etkisi altına almadan çözüm yolları bulmak lazım ama nasıl?

Toplu ölümlerin yaşandığı ailelerin çoğu ekonomik nedenlerden. Çünkü artık tünelin ucunu göremedikleri için kendilerini yok ediyorlar. İşsizlik, enflasyon aldı başını gidiyor. İnsanlar artık elektrik, su borcu ödeyemez hale geldiler. Bırakın evine ekmek götürmeyi, karanlıkta oturmaya başladılar. Çocukların gözlerindeki fer kaybolmuş durumda. Bir baba o kadar çaresiz durumda olabiliyor ki, çocuklarının gözüne bakamıyor utancından. Çünkü onların karınlarını doyuramıyor artık. Bir anne umutsuzca bir eşine bir çocuklarına bakıyor ve aklında her şey geçiyor. Önümüz kış, yoksulluk sınırın çok altında kalanlar nasıl ısınacaklar, nasıl karınlarını doyuracaklar. Bunların sessiz çığlıklarını kim duyacak?

Sahte gözyaşları kaç para eder

Geri gelmez ki giden canlar

Yummayalım gözlerimizi

Tıkanmasın kulaklar

Çaresizleri yok saymak en büyük ayıp

Var mıdır daha büyük günah

Aç insana veremiyorsan bir yudum su

Veremiyorsan bir dilim ekmek.

Sahi ne oldu bizim insanlığımıza?

Hani komşusu aç yatarken bize tokluk yakışmazdı,

Nedir bu yürek dağınıklığı…(Nagihan Tekmen)