SÜLEYMAN’IN MÜSVEDDELERİ-OYUN-HİS-SOBE

Oyun, gerçek hayat içerisinde farklı bir gerçeklik yaşamamızı sağlayan bir yaşantılama durumudur. Gerçek hayatta bir araç gerece ihtiyaç duyarak yaptığımız bir işlemi oyun içerisinde “mış” gibi yaparak halledebiliriz. Öyleymiş gibi yaparız. Olmayan araç gereçleri varmış gibi sayarız. Bu sebeple oyunda en önemli özellik kişide yarattığı hissiyattır. Oyun gerçeklik içinde absürt olandır.  Gerçekten bir eşek yoksa ona binemeyiz. Binersek de o artık bir oyun olur. Olmayan bir evde evcilik oynamayız, yemek pişiremeyiz… Eğer yapıyorsak bu bir oyundur. Oyun hali ise hislerimizle gerçeklik yaratır.

Bu hissiyata saklambaç oyunu üzerinden bakalım.

Hatırlayalım, neydi saklambaç oyunumuz? Bir ebe vardır. Ebe gözlerini yumup belli bir sayıya kadar sayar. Geri kalan arkadaşları ise bir yerlere saklanır. Ebe gözünü açıp geriye baktığında alan bomboştur. Açıklamayı burada durduralım.

Herkes nerde?

Herkes nereye kayboldu? İşte tam olarak ebe olan kişinin yaşadığı o boşluk hissi budur. Demin etrafında koşturan mızıkçılık yapan arkadaşları artık yoktur. Ama burada bir yerdeler değil mi? Şimdi ebe olan kişi yaşadığı boşluk hissini doyurmalı. Kaybettiğini bulmak için uğraşmalı. Kaybettiklerimizi geri almak için verdiğimiz mücadele değil mi bu? Ama gerçek hayatta kaybettiğinizi asla geri getiremezsiniz! Gerçeklikte kayıplarımızı bulmak, onlara tekrar ulaşmak için koşturabilirsiniz ama geri getiremezsiniz! Geri getiriyorsanız bu bir oyundur. Ölen diriliyorsa oyundur.

Peki saklanan arkadaşlar nasıl bir his yaşıyorlar?

Bir köşede, kenarda, kuytuda bulunmayı özlemle bekliyor olmalılar. Kafalarında binbir planla onları arayan arkadaşlarını izlemekte, belki de hareketlerine gülmektedirler. Gerçek hayatta hiç de öyle olmaz. Kaybolmanın komik bir tarafı yoktur. Kaybettikleriniz bir yerden sizi izliyor olsalar size sarılmanın hasretiyle durmadan size doğru koşarlar.

O zaman oyunun gelişimini açıklamaya devam edelim. Ebe yaşadığı boşluğu doyurabilmek için kaybettiği arkadaşlarını bulma umuduyla her deliği, köşeyi, kenarı aramaya başlar. Oyun bu şekilde devam eder. Arkadaşlarından birini buldu mu hemen gözlerini kapadığı yere koşarak elini oraya değdirir. Arkadaşını bulduğunu resmileştirir. Bu kuraldır.

Gerçeklikte öyle mi? Kaybettiklerimizi bulmak yetmez mi? Onların yanımızda olduğunu belirten kurallar ya da yakınlıklarla ilgili bir tescile ihtiyacımız var mı?  Bu tescil olmazsa geri kalanlar buna inanmayacak mı? İnanmazlarsa bu bir oyundur.

Peki oyunu açıklamaya devam edelim.

Ebe, arkadaşlarını bulup bulduğuna dair tescilini yapınca coşku hissine kapılır. Kim coşku hissene kapılmaz ki sevdiği insanları görünce! Bu coşku hissi diğer arkadaşlarını bulmak için itici duygu görevi görür. Aynı hızla diğerlerini bulmaya ve bunu tescillemeye başlar. Ebe tarafından bulunan arkadaşlar da aynı coşku ile kendini var etmek için ebenin gözlerini yumduğu yere koşacaktır.

Ben varım, kaybolmadım, buradayım!

Peki, arkadaşlarından biri ebeden önce, gözlerini yumduğu yere elini değdirirse ne olur?

Oyun kurallarına göre, o kişi ebe olur. Peki kim arkadaşlarını kaybetmek ister? Hiç kimse! Onları tekrar bulacağına emin olan kişi kaybetmeyi göze alabilir. Bu durum da sadece oyunda mümkündür. Arkadaşları bulmaktaki, aramaktaki o coşkunun içine bürünmeyi hayal edip yaşamak isteyen kişi ebe olmayı göze alır. Belki de bu yüzdendir aceleleri ve koşturmaları. Biraz da bu duyguyu tatmak için, biraz da kaybetmek için.

Kaybetmek iyi bir şeymiş gibi geldi kulağa değil mi?

Oyun içerisinde kaybetmek muhteşemdir çünkü. Çoğu çocuk, oyunu kaybetmek üzere oynar. Çünkü oyunun yaratıcıları onlardır. Oyunu yaratan kendi koyduğu kurallara yenik düşmek ister. Sebebiyse çok basit, daha eğlenceli, gerçeklikten uzak, kaybetmenin kısa süreli ve zararsız halidir oyun. Gerçek hayatta kaybetmenin dönüşü yoktur. Oysaki oyun, dünya üzerinde konulmuş tüm kuralları çiğneyip kendi dünyasına özgü yeni kurallar koymaktır. Kurallara yenik düşmek daha çok coşku daha çok his daha çok eğlenmektir.

Kaybettiğini bulmanın, kaybolmanın önemi başka deneyimle hissetmektir. İşte deminden beri karmaşıklaşan gerçeklik, hislerimiz ve oyun burada kesişir. Hislerimiz gerçekte de oyunda da aynı reaksiyonu gösterir. Deneyimlemek dediğimiz kavram da böyle şekillenir.

O zaman şöyle diyelim:

1,2,3,4,5,6,7,8,9,10 sağım, solum, önüm, arkam sobe…

Herkes nerde?

 

Kerem Çiçek