SÜLEYMAN’IN MÜSVEDDELERİ-CORONA GÜNLERİ-2 (DIŞARI ÇIKMAK)

Öyle güzel uyandım ki bugün. Dışarı çıkmanın hasreti ve mutluluğu önce mutfağa yayıldı. Atıştırdım. Odama dağıldı. Giyindim, süslendim. Ayna karşısında geçirilen bir yarım saat var. Kısa saçlarımı taradım. Taradıkça aynı şekilde durdular. Güldüm. Eğlendim. Küpelerime baktım. Her zamanki gibi kepçe kulaklarıma yakışmış. Aslında kısa saçım da kulaklarımı açmış.

Evde kala kala fark ettim bunu.

      Aslında iş yoğunluğunda hasretle koştuğum, kapısını açtığım ve mutlulukla içinde kalmak istediğim evim, şimdi dışarı atmak istiyordu beni. Doğrusu da şu; aynı kişiyle uzun zaman aynı ortamda kalırsanız sizi sıkmaya başlar. Evimle hiç bu kadar uzun zaman kalmamıştım, sıktı beni. Düzelttim. Sildim. Süpürdüm. Duvardaki eşyaların yerini değiştirdim. Yatağın yerini, koltuğun örtüsünü, kedilerin kabını, pencerenin perdesini, kendimi, çorabımı, çayımı, bardağımı hepsini değiştirdim. Evim değişmedi.

Hep aynı solukta kalıyor insan, gözü dışarıdaysa.

      Sonuç olarak bugün zorunda olduğum için dışarı çıkmaya hazırlanıyordum. Duvara süzdüm. Kötü kötü bana bakıyordu. Akşam gönlünü alırdım. Hemen hazırlıklarımı tamamladım. Tam dokuz gündür dışarı adım atmamıştım. En son botları mı, spor ayakkabı mı giysem diye düşünürken buldum kendimi. Uzun zaman sonra dışarıya, kendimi çok güzel göstermek istiyordum. Hey! Ben, geldim. Merhaba demeliydim. Hem zaten sokaklarda kimse olmayacaktı. İstediğim yerde yürüyüp bağırıp çağıracaktım. Koşacaktım. Tabi işlerimi de halledecektim.

Kapıdan ıslık çalarak çıktım.

       Kaldırımdayım, kimse yok. Islık sesi, güneş, ben ve üstüne tükürülen kaldırımlar. Umursamadım. İyice ilerledim, her şeyin güzel gitmesi ve bağıra bağıra şarkı söylemek için. Olmadı. Her yer insan dolu. Dolmuşlar, dükkânlar, kapalı dükkânların önü, parklar, banklar, bankalar, Atm’ler, öksürenler, kaçanlar, kendini haklı görenler, pencerelerde mutsuz yaşlılar…

Heyecan dolu göğsüm daraldı. Öksürmeye başladım.

          Virüs kaptığımdan değil. Üzülmüştüm. Bomboş sokakların heyecanı ile yola çıkan bir düşünceye doluluğu bulaştırdılar. Hem de eldiven ve maske takmama rağmen, hem de her türlü uyarıyı zorunlu bir halde değil, sorumlulukla taşıdığım halde. Kalabalığın tüm varlığını bulaştırdılar.

İşimi hallettim.

          Geri döndüm evime. Yıkanıp paklandım iyice. Sabah bana küsen duvara dalıp sevdim onu. Gülerek karşılamıştı beni. Ben anlattıkça kalabalığı, dışarıyı somurttu yüzünü, alıp tüm hikâyemi ekleyip içine.

           Ben de düzenlemeye başladım evi. Birkaç video yayınladım, güldüm kendi kendime. Biraz yazı yazdım, ağladım halime. Hesapladım ileriyi, önümüz bilinmezlik. Baktım geriye yarım kalan birkaç iş var. Başladım işlemeye; bedenim tüm hareket kabiliyeti yükledi beynime.

E, ne demişler; dur dur düşün.