SÜLEYMAN’IN MÜSVEDDELERİ-BİR OLAYIN ALTERNATİF TARİHİ…

Her zamanki gibi kampüs içerisindeki kafede oturmuş çayımı yudumluyordum. Tezim için yazdığım sorulara ve konu başlıklarına bir daha baktım. Öyle sorular yazmıştım ki; yine tartışma adı altında, adı kavga olmayan saçma bir sürece itecektim kendimi. Tartışma değil bildiğiniz kavga da değil. Tartışma bir beceridir. Kavga ise kurallar ve koşullar çerçevesinde güç dengesinin ortaya konmasıdır. Elbette bu da bir beceridir. Eğer kullanabilirseniz. Savaşa gitmeden hazırlığını yapan bir savaşçı gibi bir yudum daha aldım çayımdan benim de hazırlığım buydu. Öyle çok konuşacaktım ki bari ağzımı ıslatayım diyerek bir yudum daha aldım çayımdan.

Hep aynı saatte gelirdi danışmanım. Çok bir şey danışabildiğimden değil danışmanım demem. Adını öyle resmetmişler resmi evraklara, bize de kullanmak düşer. Son yudumu alıp yavaşça kalktım sandalyemden. Fakültenin basamaklarını çıktıkça öğle arasında kafadarlarıyla yüz ekşitecek sohbetleri yapan sayın danışmanın keyfini bozacağımı biliyordum, nedense biraz gülümsüyordum.

Tık tık sesiyle gel demeden daldım içeri. Cevap vermez çünkü kapı seslerine. Her zaman müsaittir felsefeye, bilime. Olumsuz yanıtınızdan sonra tezimi yeni bir konu çerçevesinde hazırladım. Aşağıdaki sorular tezime dairdir, dedim. Bıraktım savaş kanıtlarını masaya. Gözlüğünün kirli penceresinden göremeyecek oldu ki hafif kaydırarak burnunun dibine göz gezdirdi sorulara. Güldü, yapmakta olduğu işine döndü. Kabul ediyorsunuz, cevap vermemeniz bunun en belirgin ifadesi, dedim. Belli ki öfkesini gizleyecek bir silahı olmadığını anlayarak hışımla yüzüme kükredi.

Savaş, fiili olarak başlamıştı. Tarihini kazanan yazacak. Kaybedense alternatif tarihe sarılacak.

Sen kendini ne sanıyorsun, sen kimsin, ne biçim bir şeysin lan sen, dedi. Akademik diliniz kulaklarımızda pelesenk olmuş, sizi çok iyi anladım, dedim. Tabi durur mu? Başladı neden kabullenmediğini anlatmaya…

Sen gerçeklerden uzak saçma sapan konularla uğraştıkça hiçbir tez konunu kabul etmeyeceğimi bilmelisin. Şu saçma sorulara bak “İnsanın varoluşu, gerçeği bulmakta ki arayışında mı?” gerçek hiçbir zaman bu dünya da olmadı. Olmayacak. Bunu altı senedir sana anlatmaya çalışıyorum. İnsanlığın gerçeği burada bulamayacağına dair yazılan onca kitaptan haberin yok mu senin? Hayattaki varoluşun rezillikten başka bir şey değil. İşte danışmanımın lafları bunlardı.

Önce kendi kendime düşündüm. Yani ben kendimi var ederken rezilliği kaderim mi yaptım? Sonra bir savaş sırasında değerlendirme yapmaktan çok cevap vermenin gerekliliğini hatırlayarak, karşı atağa geçtim.

Ben tezimi hazırlarken hayatın içindeki malzemeyi kullanmalıyım. İdealar dünyasını değil. Tıpkı *Althusser’in dediği gibi. Tabi ki siz kim olduğunu hatırlamayacaksınız. Derslerde geçiştirmek için bayağı bir uğraştınız. Şunu da net olarak söyleyebilirim ki Platon’a karşı tek saygım savundukları için mücadele etmesidir. Dünyanın gerçekliğine inanmayıp başka bir dünyanın yansıması içinde olduğunu kabul ederek buna inanarak ısrarla bunu savunması ve bunun için mücadele etmesidir. Tıpkı benim tez konum için yaptığım mücadele gibi. *Platonla tek benzer yanım düşüncemi yok sayanlara karşı eylemlerim. Platon’un içeriği sizsiniz, edebiyattan sanattan nefretiniz başka nasıl açıklanabilir.

Galiba danışamadığıma söyleyecek son sözlerim. Evet, bitti hepsini söyledim. Kapıdan çıkarken ona dair gördüğüm son şey korkunç kirli gözlüklü bir herif. Sonrası malum kampüs içerisinde savaştan yarı sağ çıkan bir adamın değerlendirmesi. Bir çay, bir yudum. Sonuç mu bölüm benim için bitti. Okulu bıraktım. Tez benim için bitti.

Haliyle okulu bırakmam onun için bir zaferdir. Bu durumda da kaybeden benim. Bu yazı da kaybedenin alternatif tarihi.