Pazartesi , 27 Ocak 2020
SANAT İYİLEŞTİRİR

SANAT İYİLEŞTİRİR

Yazarımız Başak Karatepe’nin bu haftaki konuğu, Mersin Devlet Opera ve Balesi baş balerini Özlem Oğuz Şenormanlılar.

Başak KARATEPE

Merhaba Yeni Güney Gazetesi okurlarım ve sanatsever dostlarım.

3 haftalık bir zaman diliminden sonra yeniden güzel bir söyleşiyle beraberiz.

Mersin Devlet Opera Ve Balesi baş balerinimiz Özlem Oğuz Şenormanlılar ile hayatını, sanat yaşamını ve sanata bakış açısını ele aldığımız keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Keyifle okumanız dileğiyle.

B.KARATEPE: Okurlarımızın sizi tanıyabilmesi açısından bize kendinizden bahsedebilir misiniz?

Özlem Şenormanlılar kimdir?

ÖZLEM ŞENORMANLILAR: Merhabalar… 1973 Ankara doğumluyum. Balerin olmaya karar vermem, istemem, arzu etmem ve ailemin bana destek olmasını sağlayan en önemli tesadüflerden bir tanesi, bizim Ankara’da yaşadığımız Oran Sitesinde bir komşumuz sayesindedir. Komşumuz Duygu Aykal, Gürer Aykal’ın eşi balerindi. Duygu Aykal’ı özellikle hayranlıkla takip ederdim. Annem doğduğum günden beri çok istermiş, kızım balerin olsun diye çok arzu edermiş. Ama nasıl olunabileceğiyle ilgili yolunu da bilmiyormuş. Bir gün Duygu hanımla karşılaştıklarında sormuş “Ben kızımın balerin olmasını istiyorum, nasıl yönlendirebiliriz?” diye. Oda, “gelsin ben bir bakayım önce” demiş. Sonrasında annemle beraber Duygu hanımların evine gittik. Duygu hanım bana, fiziğime ve kulağıma baktıktan sonra, “olabilir aslında eğer gerçekten yürekten istiyorsa, ilk üç arasına girebilecek hırsı ve arzusu varsa çok güzel olabilir” dedi. Sonrasında Duygu hanımı çok kısa bir süre içerisinde kaybettik ama onun bana ve hayatıma olan dokunuşu, benim bütün hayat görüşümü, yaşantımı, çizgimi değiştirdi. Tesadüf, oturduğumuz mahallede komşularımızdan bir tanesi Alparslan Türkeş, bir tanesi de Ecevit’ti. Onların o seksen dönemi zamanlarını biz çok sıcak olarak yaşadık. Onların koruma polisleri, civarındaki politikacılar onlarla girişlerde, çıkışlarda tesadüf karşılaşıyorduk. Muhtemelen hiç ilgim olmamış ki, onların hiçbiri ilham vermedi bana. Sanatçı bir ailenin yaşam şekli bana daha ilginç geldi. Çünkü konservatuara girdiğimde, annemle babam sadece bale bölümü sınavlarına girme birde müzik bölümü sınavlarına, enstrümanla ilgili sınavlara da gir dediğinde, ben tabiî ki onların sözünü dinledim ve o sınavlara girdim. Ben hem bale bölümünü, hem de keman bölümünü kazandım. Ailem bu kararı bana ilk açıkladıklarında aslında kafamı da çelmek istediler. Keman çalmanın, virtüöz olmanın ya da bir orkestrada kemancı olmanın çok daha uygun olabileceğini, balenin çok daha meşakkatli ve çok daha kısa ömürlü bir meslek olduğunu söylediler ama ben ısrarla balerin olacağım diye tutturdum. İyi ki de tutturmuşum. Çünkü hayat bu konuda bana hep çok güzel davrandı. Konservatuarda çok şanslıydım, inanılmaz hocalarla çalıştım. Konservatuarın, şuan ki bale dünyasının gelmiş geçmiş en iyi isimleri Vladımır Tolstuhin, Nukri Magalashvili, Medeia Magalashvili gibi hocalardan çok kıymetli eğitimler aldım. Şuan bu boyutta bale yapabiliyorsam ve sadece balede değil, şimdi biraz daha genişlettim hem eser sahneye koyuyorum, hem repetitörlük çalıştırıcılık yapıyorum, hem ders veriyorum. Onların bana kattığı sonsuz bilgiler sayesindedir. O nedenle her konuda kendimi mesleki olarak çok şanslı hissettim. Sonrasında konservatuardan mezun olduktan sonra Mersin’in Opera Bale’sinin kurulması, kurulmasının hemen arkasından bana bir teklif gelmesiyle Mersin Devlet Opera Ve Bale’sine girdim. Burada da çok özel ve çok kıymetli insanlarla çalıştım ve mesleğim bana güzel davranmaya hep devam etti. Ben bu konuda kendimi çok şanslı ve özel hissediyorum.

B.KARATEPE: İlk olarak profesyonel bale hayatına başladığınız anı hatırlıyor musunuz?

ÖZLEM ŞENORMANLILAR: Önce gelip sınavlara girdik, çok kalabalık bir sınıftık. Ve mezun olurken de o kalabalık sınıf azaldı azaldı 8 kişiye indi. Biz 8 kişi olarak buraya Devlet Opera Ve Balesi ilk kuruldu, 8. ayı falandı bizim mezun olduğumuzda girdiğimiz sınav. 8. ayında bir sınav açıldı ve hep beraber 8 kişi toplandık geldik. Sınavı ben kazandım. Diğer arkadaşlarım tekrardan Ankara’ya geri döndüler. Ama ilk profesyonel olarak sınavı kazandıktan sonra ki anı hiç unutmayacağım. İlk sahneye çıktığım eseri de hiç unutmam. Bir de enteresan bir tesadüf de oldu. Benim ilk sahneye çıktığım eser, Bahçesaray Çeşmesi’nde Zarema başrolü ve Zarema’yı da biz gelmeden önce çalışmaya başlamışlar. Yani kadroya ben sonradan dahil olmuş oldum. Ama ilk Bahçesaray Çeşmesi’nde sahneye çıktığımda o büyülü… tozu yuttum ve o büyüden asla vazgeçemedim. Ve 26 sene sonra yeniden burada Bahçesaray Çeşmesi’ni sahneye koydum. Evet, büyüdüm büyüdüm kocaman oldum ve yeniden koydum sahneye ilk çıktığım eseri. Onun için Bahçesaray Çeşmesi benim için çok özeldir.

B.KARATEPE: Sanat hayatınızda unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?

ÖZLEM ŞENORMANLILAR: Birçok güzel şey yaşadım. Birçok festival, yurtiçi yurtdışı temsiller bunlar zaten unutulmazlar arasında ama asıl unutamadıklarımız, aslında unutmak isteyip bir türlü unutamadığımız aksilikler. O aksiliklerde her seferinde insanın kafasından kaynar sular iniyor, o anı düşündüğü zaman tekrardan o anı yaşattırıyor. Bizim temsillerde şöyle bir problem oluyor. Çok uzun süreçli, çok uzun soluklu çalışıyoruz biz. Bir eseri yapılandırıp sunmamız, prömiyerimizi, galamızı yapabilmemiz için 3 ay önceden çalışmaya başlıyoruz. Ve günde en az 6 saat çalışıyoruz. Aslında annemlerin dediği doğruymuş, eğer kemancı olsaymışım konserden önce 2-3 prova yapıyorsun, sonra da konsere çıkabiliyorsun. Şöyle bir şey prova esnasında hareketleri defalarca deniyorsun, akışkan hale getiriyorsun, duygu katıyorsun… Bu süre zarfında partnerinle de, grupla da yaşadığın aksilikler oluyor ama en korkuncu da temsilde olan aksilikler. Bir gün hiç unutmam Kuğu Gölü dans edeceğiz ve prömiyerini yapacağız. Herkes güneşlenmiş, kızlar yanmış da gelmiş. 2. Perde beyaz kuğular, herkes de beyaz tütü var. Son genel provası artık, bu tende olmaz mutlaka tenimizi kapatalım, çok bronz kızlar dediler. Tamam o zaman ciltlerimizi temsilde pudrayla, fondötenle kapatırız dendi. Çok masalsı bir sahne olduğu için bembeyaz tütü, zenci kızlar olmaması gerekiyor. İkinci perde başlayacak, ciltlerinizi kapatın diye hatırlatıldı. Bizim kızlar da yukarıdan makyaj odasından pudraları almışlar, sahnenin ortasında ciltlerini kapatıyorlar. Pudra bizim zeminimize yerleşmiş ve temsile 2. Perdeye başladık. Bir koridor oluşturuyorlar ve Odet ben arka kulisten çıkarak, o koridorun içinden koşuyorum ve prensin önüne geçiyorum. Dur yapma, vurma kuğuları diye. Ben daha o koridoru dönerken, pudradan yer zemin kay, olduğum gibi nasıl yere düştüğümü, sonra nasıl yerden kalktığımı ve sonra o temsili nasıl devam ettiğimi… Dizim balon gibi oldu, kanamaya başladı, ufak ufak kilitlenmeye başladı. İşte o anı hiç unutamam. Böyle birkaç daha eserde böyle talihsizlik yaşadık. En büyük kabusum budur, hatta rüyalarımda falan görürüm. Eser çıkma aşamasında çok yorgun yattıysam ya kulise giremem, ya kulisten ters çıkarım, kayarım, düşerim. Korkulu rüyalarımızdır bunlar bizim. Canlı performans olduğu için yaptığımız iş, tekrarı da yok dolayısıyla her şeyin kusursuz olması lazım. Tek parça diye düşünmüyoruz, bir eserde hangi rolü oynadığının ruhunu vermen lazım, teknik olarak komple hazır olmuş olman lazım, bütün gruba ve partnerine ayak uydurman lazım, müzikal olarak çok doğru gidiyor olman lazım. Aynı anda çoklu zeka, bir an içerisinde bir sürü emri vermek zorunda beyin. Dolayısıyla bu kadar kompakt ve bu kadar konsantre ilerlerken başına gelen bir kaza… Kaza diyorum ben ona.  O kaza kafaya kazınıyor ve ölünceye kadar unutulmuyor. Ben Alzheimer bile olsam bunları unutmam herhalde diyorum. 

B.KARATEPE: Hayatınızda en çok sevdiğiniz temsiliniz hangisiydi?

ÖZLEM ŞENORMANLILAR: Bu konuda özellikle üzerine bastırarak söylemek isterim. Benim hayatıma dokunan çok özel insanların en başında gelen ve Türk balesi için de çok özel Nukri Magalashvili, Medeia Magalashvili hocalarımız. Onlar konservatuarda ki öğretmenlerimdi ama ben buraya geldikten sonra, onlarda operaya transfer oldular ve biz onlarla uzun seneler çalışma imkanı bulduk. Bizi geliştiren ve mersin operasını geliştiren onların eserleridir. Yenilikçi bir koreograf olduğu için Nukri Magalashvili, hep bizim üzerimize eserler çıkartırdı. Hep diyorum ya kendime çok şanslıyım. Gerçekten kendimi hep çok şanslı hissettim. Bir sürü eseri benim üzerime çıkardı ve bana özel olduğu için de bir tane söyleyemem. Romeo ile Juliet var, Kamelyalı Kadın var, klasiklerden çok fazla eser çıkarttık, Kuğu Gölü, Don Kişot yaptım. Repertuar olarak birilerinin hayal edebileceği bütün repertuarı fazlasıyla fazlasıyla yaptım. Dolayısıyla bir tane söyleyemem, birçok var ama dediğim gibi o konuda hep kendimi çok şanslı hissettim. Bana özel çıkan, benim için, beni daha çok parlatacak, beni daha iyi gösterecek bir hocam, koreografım vardı ve bu benim için çok kıymetli.

 B.KARATEPE: Bize bu sene ki temsillerinizden bahsedebilir misiniz?

ÖZLEM ŞENORMANLILAR: Bizim bu sene ki repertuarımızda “AMADEUS” Mozart Balesi – Nukri Magalashvili’nin prömiyerini yaptık, Ekim’in son günleriydi. Geçen seneden kalan “HAMLET” repertuarımızda hala. “Frida” balemiz var repertuarımız var. Birde “Arda Boyları” diye bir bale yapacağız. Onun daha çalışmalarına başlamadık, önümüzdeki ay çalışmalarına başlayacağız galiba. 4 eserle seyircilerimize perde açacağız.

B.KARATEPE: Mersin Opera Ve Bale’nin kuruluş zamanından bu yana içindesiniz. Sizden o günden bu güne kadar bir değerlendirme yapmanızı istesem nasıl bir değerlendirme yaparsınız?

ÖZLEM ŞENORMANLILAR: 27 sene önce ben Mersin Devlet Opera Ve Balesine girdiğimde kurumun açılışının 8. ayıydı. Çok yeniydi, ilk sezonuydu. Yeni doğmuş bir bebeğe benzetirim kurumumuzu. Mersin’de kurumumuz doğdu, emekledi, yürüdü, koştu. Şimdi ortalı yaşlarında gibi düşünüyorum ben kurumumu. Fakat ailemiz Mersin halkı diye düşünürsek, o süreçte bize büyüme, taytaylama, emekleme, yürüme, konuşma ve sonraki dönemlerde inanılmaz destek oldu. Onların desteğini çok üzerimizde hissettik. Hem seyirci sayısı olarak, hem seyircilerin sonra ki geri dönüşleri olarak bizi hiç yalnız bırakmadılar ve bu katlanarak da büyüdü. Kurumumuz kurulduktan sonra Mersin Üniversitesi’de kuruldu. Oradan gençlerimizden çok fazla seyircimiz oldu. Şuan en çok hoşuma giden de çok fazla genç seyircimizin hatta çocuk seyircimizin olması. Bu bizi çok ileriye dönük umutlandırıyor. Ve dediğim gibi Mersin halkı çok iyi bir ebeveyn oldu bize.

B.KARATEPE: Siz aynı zamanda küçük çocuklara da dans dersi veriyorsunuz. Peki, onlardan geri dönüşler nasıl oluyor?

ÖZLEM ŞENORMANLILAR: Ben yoğunluğumdan kaynaklı uzun süre çok teklif gelmesine rağmen böyle bir işe soyunamamıştım ama şimdi artık hazır hissettim kendimi birtakım sebeplerden dolayı. 3 senedir özel ders veriyorum bir özel okulda ve çok cici öğrencilerim var… 6 yaş aralığından 18 yaş aralığına kadar. Ben onlara bale yapmayı öğretmeye çalışıyorum. Fakat sadece bale yapmayı değil, anatomik bilgiler veriyorum, beden sağlığı, nasıl beslenmesi gerektiği ve hayata bakış açısının nasıl olması gerektiği… Ne kadar özel olduğunu düşünüyorum onların ve ailelerini de tebrik ediyorum. Düşünsenize, bu hayat mücadelesi içerisinde ihtiyaç hissetmiş ve benim çocuğum haftada 2 saat bale kursuna gitsin, bale eğitimi alsın demişler. Bunu da haftasonu Pazar günü yapıyor, tatil günü yapıyor. Ya da Cumartesi akşamı yapıyor. Bunlar benim için inanılmaz saygı duyulacak bir şey. Çocukların da geri dönüşleri o kadar müthiş oluyor ki. Bir kere hayranlar, çıldırıyorlar ve ağzımın içine bakıyorlar. Ben mesela 6 yaşında ki bir çocuğa pedagojik eğitimi almadan onun diline inebiliyor ve ona bir şeyler öğretip, aktarabiliyorum. O yaşlarda konsantrasyon çok çabuk dağılıyor, bozuluyor ve 2 saatlik bir süreç onlara aslında çok da fazla ama o kadar açlar ve o kadar arzulu ve istekliler ki bu beni çok duygulandırıyor. Ve dediğim gibi sadece baleden değil, komple hayattan, felsefeden, sanattan, anatomiden, o kadar çok şey paylaşıyoruz ki… Hem onları çok doyuruyor, hem de beni çok doyuruyor.

Ondan sonra o kadar çok merak ediyorlar ve her temsilime gelmek istiyorlar. Aileleriyle beraber temsillerime geliyorlar. O bambaşka bir heyecan, bir mutluluk veriyor hem onlara hem bana. Bu da benim yüreğimi besliyor, çok hoşuma gidiyor. Yeni nesilin sanata olan duyarlılığı beni zaten hep yürekten etkilemiştir. Çünkü, hayat gerçekten her geçen gün zorlaşıyor. Yaşam mücadelesi, yaşam koşulları, şartları çok ağırlaşıyor. Sadece Türkiye’de değil dünyada da aynı şekilde. Dolayısıyla benci bir toplumdan sanatla ilgilenen, azıcıkta olsa…

Mesela benim özel ders verdiğim çocuklarımdan hiçbir tanesi balerin olmayacak. Ama ben çok iyi biliyorum hayatta doğru bir duruşları olacak, önce sağlıklı pozisyonda durmayı öğretiyorum çünkü ben çocuklara. Onlara doğru duruşu, doğru oturuş, kalkışı öğretiyorum. Sadece bale değil. Balede zaten onların alabileceği ne kadar bilgi var ama genel olarak çok iyi bale seyircisi olacaklarına da inanıyorum. İleride belki aralarından kendi mesleklerini yapmalarına rağmen bale eleştirmeni çıkabilir hayallerim var.

B.KARATEPE: Çok özel bir insandan bir ödül aldığınızı biliyorum. Bu ödülden ve bu özel insanla ilgili bize bilgi verebilir misiniz?

ÖZLEM ŞENORMANLILAR: Kutaisi’de düzenlenen George Balanchine Koreografi Festivalinden bir ödül aldım. George Balanchine ufacık açabilirsem, bale dünyası için çok özel ve önemli bir koreograf hatta enler arasında. Amerikan Bale Tiyatrosunu kuran insan. Aslen Gürcistan doğumlu. Koreografi eğitimini Moskova’da almış ve belli bir süre sonra Amerika’ya iltica etmiş. Amerika’nın o dönemki bale seviyesini en alt seviyesinden alıp, Amerikan Bale Tiyatrosunu kurup… Şuan ki Amerikan Bale Tiyatrosu dünyanın ilk 6 opera balesi içindedir. Çok önemli ve kriterdir. Herkesin, tüm balerinlerin hayalidir. Amerikan Bale Tiyatrosu’nda dans etsem dediğimiz, hepimizin içinde öyle bir hayal vardır. Kendine dönemin ve şartların durumuna göre ayrı bir stil geliştirmiş, bu stil bütün dünya tarafından kabul edilmiş ve eserleri dünyanın her yanında çok beğeniyle sergilenmiş, hem de çok beğeniyle izlenmiş. Hala da devam ediyor. 3.sü düzenlenen Kutaisi’de ki George Balanchine Koreografi Festivalinde, festival yaklaşık bir hafta sürüyor. Bir hafta süre içerisinde genç balerinlerin yarışmaları var, temsiller oluyor, festival dahilinde programlar düzenleniyor. Benim ödülü aldığım gece de “Vera Tsignadze” yılın en iyi prima balerin ödülüne layık görüldüm. Vera Tsignadze, Balanchine’nin partneri, birlikte dans ettikleri. 93 yaşında vefat etmiş. Gürcistan için çok kıymetli bir prima balerin. Onun adına verilen bu ödüle layık olduğum için de çok onurlandım, çok gururlandım ve özellikle de George Balanchine adı altında bir ödül tabiî ki  kıymetini benim için çok daha arttırdı. Bu yaşımda böyle bir ödüle kavuşmuş olmak benim için hem çok heyecan verici, hem çok gururlandırıcı, Türkiye için de bence aynı şekilde. Umarım daha nicelerine diyorum ama… bakalım.

(Bu arada bir parantez geçmek istedim. Muraz Murvanidze Baş Balerinimiz Özlem ŞENORMANLILAR’ın ödülünü ona özel olarak tasarlamış. Muraz Murvanidze, Marinsky Tiyatrosu, Montecarlo Bale Tiyatrosu ve Tiflis Operası’nda uzun yıllar görev yapmış bir başdekoratör.)

B.KARATEPE: Dans sizin için ne anlam ifade ediyor?

ÖZLEM ŞENORMANLILAR: Normal bir insana dans belki bambaşka duygular ifade eder ama benim hayatım, nefesim, bakış açım, her şeyim. Mesleğim olmasından kaynaklanıyor muhtemelen yoksa olur ya hani çocuklar dans ederler, kapı gıcırtısına bile oynuyor derler. O normal insanlardan duyabileceğiniz bir şey ama benim için dans bale. Bale de hayatım, nefesim. 46 yaşındayım ve benim yaşımda dünyada da, Türkiye’de de  bu yaşta bu kadar aktif dans eden, başrol dans eden milyonda bir insan vardır. Türkiye’de yok onu biliyorum. Avrupa’da da çok daha hızlı bu süreç ilerliyor. Avrupa’da repertuar olarak çok daha yorucu ve çok daha kısa süreli oluyor onların ömürleri. Dolayısıyla… Bırakamıyorum. Hala aynı performansı gösterebiliyorsam, aynı enerjideysem ve isteğim bitmediyse bırakmak da istemiyorum. Allah sağlık versin tabiî ki, sağlık bizim için çok önemli, beden sağlığı bizim için çok önemli ama uzun seneler daha devam etmek istiyorum. Çok da uzun seneler olamaz muhtemelen ama 46 yaşında olmama rağmen doymuş değilim, doyacağımı da düşünmüyorum. Birileri belki bana, hadi yavaş yavaş derse… Belki, zorla falan bırakırsam. Ama formdayken hala ve bir şey kaybetmemişken formumdan bırakmayı da düşünmüyorum. Mersin seyircisi bir süre daha beni seyretmeye devam edecek yani..)

B.KARATEPE: Peki, daha bir genelleyecek olursak, SANAT desek?

ÖZLEM ŞENORMANLILAR: Ben o konuda da kendimi çok şanslı hissediyorum. Sanatın içinde doğdum. Çünkü, zaten benim babam ressam ve bütün çevremiz, akrabalarımızdan çok fazla var. Plastik sanatlar, resim, heykel. Ben hayatı hep böyle bir şey zannederek büyüdüm. Bizim ailemizin yolu plastik sanatlar, resim, heykel üzerineydi ama ailedeki ilk balerin benim, sonra kardeşimde balerin oldu. Sanatı genellersek benim için… Hayat. Çünkü çok içinde doğdum. Başkasını hiç görmedim ki. Dolayısıyla sanat benim için, Hayat.

B.KARATEPE:  Ben hep vurgu yapıyorum ve özellikle de yapmak istiyorum sanatın iyileştirici gücüne… Size, sanatın iyileştirici gücüne inanıyor musunuz diye sormayacağım. Sanat size göre neden iyileştiricidir diye bir soru sorsam bize neler söylersiniz?

ÖZLEM ŞENORMANLILAR: Ben yine kendi penceremden konuşmak isterim bu konuyu. Çok enteresan geri dönüşler alıyoruz. O iyileştiricilik adına belki anekdot olur. Mesela seyircilerimizden çok fazla geri dönüş alıyorum. Eser izlemeye geliyor. Eseri daha önceden isim olarak biliyor ya da bilmiyor fark etmez. O koltuğa oturup, perde açıldığı vakit… Mesela “çok kötü bir gün geçirmiştim, çok da ön yargılıydım, karnım aç ve başım da ağrıyordu. Nasıl bizi, beni bu kadar içinize aldınız? Sizden bir parça olmak o kadar çok istedim ki şuan” diyenler oluyor. Zaten bizim amacımız, hedefimiz de o. Bizim o sahne dediğimiz kutucuğu, televizyon gibi algılamayıp, o seyircide bizden biri, o işin bir parçası gibi içinde hissedebilsin. Bunun gibi onlarca geri dönüş aldım. Sağlıkla ilgili problem yaşayan seyircilerimizden gelen çok oldu. Gerçekten ruhlarını beslediği ve geri dönüş olarak onlara çok iyi geldiğini söyleyenler oldu. Mesela, küçücük çocuklar geliyorlar ve öyle büyülenip gidiyorlar ki… Öyle geri dönüşler alıyorum ki. Bende balerin olacağım, sizin gibi dans edeceğim büyüyünce diyenler oluyor. İyileştirme gücü çoğalarak artıyor. Sanatın iyileştirici özelliği, ruhu, bedeni, düşünce yapısını geliştirici özelliği zaten tartışılmaz. O anlamda evet, sanat iyileştiriyor.

***

Beni kırmayıp benimle bu söyleşiyi gerçekleştirdiği ve gazetemizde ki köşemize renk kattığı için Özlem Şenormanlılar’a çok teşekkür ediyorum.

***

Yazımı bitirmeden önce bu yılın son gününde, yeni yılın hepimize tüm güzellikleriyle gelmesi…

Sevdiklerimizle beraber sağlıklı, sıhhatli ve huzur dolu, mutluluk dolu…

Ve…

SANAT dolu bir yıl geçirmemiz dileğiyle…

Sevgilerimle…