Salı , 28 Ocak 2020
Sanat İyileştirir!

Sanat İyileştirir!

Her hafta farklı konukları ile okurlarının dikkatini çeken Başak Karatepe, bu hafta da Büyükşehir Belediyesi Bandosu, saksafon sanatçısı Murat Sürücü’yle bir söyleyişi yaptı.

Mersin Büyükşehir Belediyesi Bandosu, saksafon sanatçısı Murat SÜRÜCÜ ile yaşamı, bandonun kuruluşu ve sanata bakış açısıyla ilgili keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Keyifle okumanız dileğiyle…

B.KARATEPE: Gazete okurlarımızın sizi tanıyabilmesi açısından kendinizden bize bahsedebilir misiniz? Murat Sürücü kimdir?

Murat SÜRÜCÜ: 1971 doğumluyum. Babadan müzisyenim. Babamda saksafoncu. Önce Hatay sonra Adana sonra Mersin Büyükşehir Belediyesinde çalışıp emekli oldu. Bende Adana Büyükşehir Belediyesinde Bandocu olarak çalışırken 1999 yılında Mersin Büyükşehir Belediyesine geldim ve Mersin Büyükşehir Belediyesi Bandosunu kurduk. Halen aktif olarak çalışmaya devam ediyorum.

B.KARATEPE: Adana’dan, Mersin’e geliş hikayenizi bizimle paylaşır mısınız?

Murat SÜRÜCÜ: Aslen Adanalı olmamıza rağmen, çok sıcak ve benim beğenmediğim bir şehir en azından. Bir gün Adana Büyükşehir Bandosu’nda çalışırken siyah bir Mercedes geldi. İçinden iki tane adam indi. İkisi de uzun boylu. Adam dedi ki be Mersin Büyükşehir Belediye Başkanıyım. Başkanınızla konuştum Mersin’de bando kuracağız ve içinizden birkaç kişiyi de götürmek istiyoruz. Hemen atladım… Ben. Çünkü o zaman Mersin’i çok seviyorum. Mersin’de deniz var, Mersin’de yayla var ve Mersin çok güzel bir şehir… Kaliforniya. Ki babam orada kadrolu işçi, eşim Universal Hospital’ın laboratuar şefi. Ve biz Mersin’e gelmeye karar verdik. Çok büyük zorluklarla bandoyu kurduk. Olmuyordu, başkanı çok yanlış yönlendirdiler, bu iş çok pahalı dediler. Neredeyse olmuyordu işimiz. İşsiz kalma ihtimaliyle karşılaştık ama en sonunda kurduk.

B.KARATEPE: İlk olarak müzikle nasıl tanıştığınızı ve nasıl müzik hayatına atıldığınızı anlatabilir misiniz?

Murat SÜRÜCÜ: Babam müzisyen olduğu için bizim evimizde hep müzik vardı. Babamla aynı enstrümantali çalıyoruz… Saksafon. Babamla düğünlere giderdik küçükken. Bana bunu anlatma derler, kızarlar. Babam çalardı, biz yerden para toplardık, teknisyenlik yapardık. Çok küçük yaşlardan bu yana müziğin içindeyiz. Daha sonra benim ortaokuldaki müzik öğretmenim çok iyiydi. Bize müziği çok sevdirdi, müziğin tanımını o yaptı. Mesela müzik nedir diye biraz önce sordun. Düşünmeye başladım müzik nedir, nasıl bir cevap vermeliyim diye. Yine o hocamın Cumali Erdoğan, öldüyse Allah rahmet eylesin. Müzik kulağa hoş gelen seslerin tümüdür diyerek başladı ama dedi ki; müzik annenizin bulaşık yıkarken mırıldandığı şeydir. Bize müziği çok sevdirmişti. Babamda müzisyen olunca, askerlikte de bandoculuk yapınca… Askerde de bandocuydum. Yani sivil hayatımda neysem askerde de aynısıydım. Bu şekilde geldik bu günlere.

B.KARATEPE: Bizimle müzik hayatınızda unutmadığınız bir anınızı paylaşabilir misiniz?

Murat SÜRÜCÜ: Unutmadığım anı çok var ama beni çok etkileyen, biz bandocu olarak cenaze törenlerine gideriz. Cenazeler daha çok şehit cenazeleri olur ya da belediye bandoları şehir eşraflarının cenazelerine katılır. Bir cenazede hiç unutamayacağım bir anımız ve tüm cenaze sahipleri de dahil gülmüşlerdir. Biz cenaze marşı çalarken davulcumuz düştü ve ses gelmedi… Yani davul sesi gelmedi. En son baktık davulla beraber yuvarlanıyor ve insanız neticede gülmeye başladık. Ama onu gören herkes gülmeye başladı. Bütün cenaze sahipleri de gülmeye başladı. O günü hiç unutamam. Cenazede bando güldürür mü? Güldürürmüş.

B.KARATEPE: Mersin’de sanatı değerlendirecek olursanız, nasıl bir değerlendirme yaparsınız?

Murat SÜRÜCÜ: Şimdi ben belediyede çalıştığım için… Belediyede sanat yapmak çok zor. Belediyede repertuar yapmak çok zor. Mesela bunu Chp döneminde de yaşadım, mehter çalamadık. Mehter bize mal olmuş… Dünyada ki ilk bando odur. Mehter Marşını çalamadık. Ya da sağcı diye tabir edilen şeyleri çalamadık. Siyaset bulaştığı için belediyede sanat yapmak çok zor ve ben bunun bütün zorluklarını yaşadım. Bandoyu kurduğumuz zaman özellikle başkan Macit Özcan’ın bile gönderdiği adamları kabul etmeyen bir liderimiz, önderimiz vardı… Nazlı Seçer. Biz sınavla tamamen liyakata uygun, kimsenin ne partisini, ne kimliğini, ne milliyetini sormadan işimize yarıyorsa aldık ama 2014 seçimlerinden sonra bu böyle olmadı. Adamlar hadi bunu da alın, hadi bunu da yapın derken çok kötü oldu. Binbir emekle kurduğumuz, her gün üzerine bir şeyler koyarak getirdiğimiz 15 yıllık bandomuz bir anda yok oldu. Biz bandomuzun içerisinden kent orkestrası çıkartmıştık ve kent orkestrasıyla bandoyu aradıkları zaman bandomuz Selamsız Bandosu gibi oldu, Kent Orkestramız da bar orkestrasından bir farkı kalmadı ve halen toparlayamıyoruz. Çünkü sanatın başındaki adamların da liyakatlı olması, en azından sanattan anlaması gerekiyor ki… Filiz Harman müdürümüz geldi öyle söyledi. Ben bu işten anlamıyorum, sizlerin başına bu işten anlayan insanların gelmesi gerekiyor. O yüzden belediyede sanat yapmak çok zor. Ama Mersin’de sanatla ilgili çok güzel şeylerin olduğunu görüyorum. Daha güzel şeylerin de olabileceğini düşünüyorum çünkü potansiyel var. Mersin’de polifonik korolarımız, 42 tane sanat müziği derneğimiz, 13-14 tane halk müziği derneğimiz, askeri bandomuz, opera balemiz Türkiye’de 6 taneden 1 tanesi, Mersin’de bu potansiyel var. İnsanlar sanata ve sanatçıya da bir saygı duyuyor. Mersin Motosiklet Kulübünün ben kurucu başkanıyım. Motosiklet pahalı bir oyuncak ve benim arkadaşlarımın çoğu çok büyük iş adamı, saygın mesleki kariyer edinmiş kişiler ama bende sanatçıyım. Hiç ezilmedim onların yanında. Başka şehirlerde özellikle Beynelminel filminde Cezmi Başkan’ın röportajı çok hoşuma gitmişti. Tarih boyunca eğlenenler, eğlendirenleri küçümsemiş diyordu. O yüzden adına geven de demişler. Ama Mersin’de bu yok. Siz sanatçı kimliğinizle istediğiniz ortamda, istediğiniz yere gidip ben sanatçıyım, ben müzisyenim diyebiliyorsunuz. Mersin’de o yüzden bu potansiyel var. Mersin çok daha iyi yerlere gelecek ben buna inanıyorum ve belediyelerde artık sanatla ilgileniyor. 99 yılında ben Mersin’e geldiğim zaman Büyükşehir Belediyesi’nde konservatuar yoktu. Sanat müziği, halk müziği bölümümüz yoktu. Tiyatromuz yoktu, bandomuz, kent orkestramız yoktu. Hiçbir şeyimiz yoktu. Ama şimdi geldiğimiz noktada iyide olsa var, kötüde olsa var. 2014’ten sonra gelen yönetim miras yedi. Yani yapılanların kötüsünü devam ettirdi. Şimdi bir iyileşme var mı? Çok daha iyi olacağına ben inanıyorum.

B. KARATEPE: Orkestra olarak Beynelmilel filminin film müziğini de yaptınız. Bu fikir ve çalışma nasıl meydana geldi? Bundan da bize bahsedebilir misiniz?

Murat SÜRÜCÜ: Sanıyorum 2006’ydı. O zaman Şehir Tiyatroları Müdürümüz Tamer Güven’in ilişkileri çok kuvvetliydi İstanbul’da. Süreyya Önder hikayeyi vermiş, Meral Okay senaryolaştırmış. Gerçek yaşanmış bir hikaye. 80 ihtilalinden sonra Adıyaman’da ki bir bandonun kuruluş öyküsünü anlatan bir film. Adamlar her şeyi hazırlamış. Senaryo hazır, her şey hazır, ekip hazır ama bir türlü müzisyenleri bulamıyorlar. Çünkü neden bulamıyorlar? Müzisyenler hem yerel enstrümanları çalacaklar, hem bando enstrümanlarını çalacaklar. Şimdi yerel enstrümanları çalanları bulsa, bando enstrümanını bulamıyor. Bando enstrümanını çalanını bulsa, o adamlara yerel enstrüman çaldıramıyor. Tamer abimiz bu konuda bize önayak oldu. Bizim bandomuzun içerisinde de  2-3 yönlü kullandığımız arkadaşlarımız vardı. Yani bağlama çalan arkadaşımız aynı zamanda trompette çalabiliyordu. Keman çalan arkadaşımız aynı zamanda saksafon da çalabiliyordu ve ben film ekibiyle ilk tanıştığım zaman adamların sevincini gerçekten size anlatamam. Adamlar hazine bulmuş gibi sevindi, filmi çekebiliyoruz diye. Aslında film Adıyaman’da çekilecekti, Adıyaman dolayında geçtiği için. Film Mersin’de çekildi. Sayısını unuttuğum kadar ödül aldı. Belediye bandomuzun tamamı filmde oynadı ve Mersin’in tanıtımına da çok büyük katkısı olduğuna inanıyorum filmin. Bu filmin sayesinde de bandomuz, kent orkestramız level atladı. Kent Orkestrası’nın kuruluş temelleri de o filme dayanır. Biz bu filmde bunu yapabildiysek, burada da bunu yapabiliriz deyip, Kent Orkestrası’nı bu düşünceyle yola çıkarak kurduk. Bandonun dışına çıkıp, Kent Orkestrası’da olduk.

 B. KARATEPE: SİZİN İÇİN MÜZİK NE ANLAM İFADE EDİYOR?

Murat SÜRÜCÜ: Bizler ekmeğini, parasını bu işten kazanan insanlar olarak… Müzik benim için hayatın kendisi… Acısı, sevinci, hüznü, kederi. Ben 99 yılında kurduğum bandoya 16 yıl şeflik yaptım. Şeflik yaptığım dönemde hiç enstrüman çalmazsam olurdu. Ben her gün günde 2-3 saat enstrümanımı çalmaya devam ettim. Ve ben enstrüman çaldığım günlerde arkadaşlarım benim ruh halimi anlarlardı. Çok sevinçlisin, çok neşelisin, çok üzüntülüsün, çok kederlisin diye arkadaşlarım çaldığım ezgilerden anlam çıkartırdı. O yüzden müzik hayatın kendisi. Benim için en azından. Müziksiz bir hayat düşünemiyorum. Bu arada oğlumda müzisyen oldu. İki alaylıdan sonra… Rahmetli Mehmet Avcı’nın lafıydı. İçinizden bir mektepli çıksın artık dedi. Uludağ Üniversitesi Müzik Eğitimi Anabilim Dalı’nı bitirdi. Şu anda yüksek lisans yapmak için uğraşıyor

B.KARATEPE: Daha bir genelleyecek olursak… Sanat desek?

Murat SÜRÜCÜ: Şimdi benim Atam Atatürk. Atatürk’ün dediği gibi; Sanatsız kalmış bir milletin, hayat damarlarından biri kopmuş demektir. Hayat damarlarından biri kopan insan yaşayamıyor. Kimin söylediğini unuttum. Bilimle sanat bir kuşun iki kanadı gibidir diyor. Eğer ki sanatı alırsanız o kuş artık uçamaz, yemlerseniz de arkasından yumurtasını alırsınız. Sanat uyandırır. Sanatsız yaşanmış bir hayat boş yaşanmış bir hayattır.

B.KARATEPE: Siz söylediniz ama ben yine de vurgulamak istediğim için soruyorum. Sanatın iyileştirici gücüne inanıyor musunuz ve inanıyorsanız sanat nasıl ve neden iyileştirir?

Murat SÜRÜCÜ: Sanatın iyileştirici gücüne inanmamak gibi bir şey olamaz. Çünkü Osmanlı’da bile özellikle akıl hastalarını müzikle tedavi ettiklerini biliyoruz. Yani müzikle iyileştirme yöntemleri Osmanlı’dan beri deneniyor. Bu çok ilgimi çektiği için söylüyorum. Adam çiftçi İnekleri var onlardan süt alıyor. İneklerin bir kısmına müzik dinletiyor, bir kısmına dinletmiyor. Müzik dinleyen inekler daha çok süt veriyor. Bu bilimsel bir gerçek. Başka bir örneği müzik dinletilen çiçekler daha çok açıyor. Sanat ruhunuzu dinlendirir. Nasıl ki biz yemek yemeden, bir şeyler içmeden yaşayamıyorsak… Ruhumuzun da beslenmesi için sanata ihtiyacı var. Sanat iyileştirir.

B.KARATEPE: Gençlerimize kendilerini geliştirebilmeleri ve daha iyiye yönelebilmeleri açısından neler yapmalarını önerirsiniz?

Murat SÜRÜCÜ: Eskiden Antik Yunan’da bir enstrüman çalmayanı sosyeteye almazlarmış. Ne olursa olsun muhakkak ve muhakkak bir enstrüman çalması gerekiyormuş. Gençlerin ne kadar boş vakti olduğunu bilmiyorum. Çünkü bir yarış atı gibi her şeye hazırlanıyorlar, sınava hazırlanıyorlar. Ama ben gençlerin mutlaka bir enstrümanla ilgilenmesini, bir enstrüman öğrenmelerini isterim. Hayatları yüzde 90 değişecektir. Disiplin müziğin temelidir. Matematik müziğin içindedir. Yani bir internette ne kadar zaman geçiriyorsa bir genç o kadar zamanını müziğe ayırsa hayatı değişecektir. Benim değişti onların da değişecektir diye düşünüyorum. Mutlaka bir sanat dalına, herhangi bir sanat dalına ilgi duyup en azından bir hobi olarak devam etmelerini isterim.

***

Beni kırmayıp benimle bu söyleşiyi gerçekleştirdiği ve gazetede ki köşemize renk kattığı için, Murat SÜRÜCÜ’ye çok teşekkür ediyorum. 

***

98.5 Kent Radyo’da…

Çarşamba günü saat:10.00’da…

Fazıl TÜTÜNER ile keyifli bir söyleşi gerçekleştireceğiz.

Bize eşlik etmeniz, hep SANAT’la ve dostça kalmanız dileğiyle…

Sevgilerimle…