Cumartesi , 16 Kasım 2019
Ondan… Bundan… SANAT’tan

Ondan… Bundan… SANAT’tan

Yıllar sonra yeniden aynı gazetemde, aynı köşe adımla…

 Tüm Sanatsever dostlara…  “MERHABA”

Bundan sonra her hafta Pazartesi günü gazetemdeki köşemde,  yazar,  şair, oyuncu,  ressam, fotoğrafçı… Ve branşını burada teker teker ekleyemediğim nice sanata gönül vermiş dostlarımı siz sanatsever dostlarıma tanıştırabilecek olmamın heyecanını yaşıyorum.  Her hafta “Bir SANAT Bir YAŞAM” formatında bir sanatçı dostumla söyleşiye tutulacağız.  Siz sanatsever dostlarımızı da yanımızda görmekten büyük mutluluk duyarız.

Bu haftaki konuğum, son kitabı “Mathilda’nın Son Arzusu”yla…

Sevgili hocam Murat Mahya Gürses…

B.KARATEPE: Hocam öncelikle hoş geldiniz köşemize… Sizi tanıyabilir miyiz? Okurlarımızın sizi tanıyabilmesi açısından kendinizden biraz bahseder misiniz? Murat Mahya Gürses kimdir?

M.M. GÜRSES: Hoş buldum. Öncelikle bana bu imkanı tanıyıp gazetenizde yer verdiğiniz için müteşekkirim.

1988’de kışın zemheri olduğu vakitte masallar şehri İstanbul’da dünyaya gözlerimi açtım. İlk ve ortaöğrenimi burada tamamladım. Yükseköğrenimi Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde bitirdim. Bu süreçte edebiyat dergileri çıkarıp, şiir gecelerinde şiirler yorumladık. Bunun dışında Isparta’da ilk yerel tiyatroyu kurduk. 2010 yılında üniversiteyi bitirdikten sonra 2011 yılının sonunda “Tanrının Kuşları” romanı ile yazın hayatına merhaba dedim. Arkasından sırasıyla Müstesna Hüzünler, Kırgın Mağara Şarkıları, Rengi Akmış Şarkılar ve nihayet Mathilda’nın Son Arzusu kitabıyla bu serüven devam etmekte. Şu an halihazırda Konya’da Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni olarak görev yapmaktayım.

B.KARATEPE: Edebiyata ilginizin olduğunu ne zaman fark ettiniz? Ya da şöyle sorayım. Sanırım küçük yaşlarda edebiyata ilgi duymaya başladınız. Sizi edebiyata yönelten, yönelmenizi sağlayan etken neydi?

M.M. GÜRSES: Edebiyat içimde adını bilmediğim gizli bir çiçek gibi büyümüş. O çiçeğin bana dokunması bir kızı sevmemle başladı. Ortaokul yıllarında Bulgar göçmeni bir kızdı o. Şiirle başladı bu macera. Sonra büyüdü büyüdü…  Şiirlerim edebiyat dergilerinde yayımlanınca o çiçek iyice arsızlaştı. Nihayet Tanrının Kuşları romanıyla meyve verdi. Bu yaşıma geldim o çiçek artık dallarını zaptedemediğim bir ağaca dönüştü. Ömrüm bu ağacı orman yapmak mücadelesi şeklinde geçecek sanırım.

B.KARATEPE: Hocam biraz uzun olacak ama bize şöyle ufaktan kendi anlatımınızla kitaplarınızdan bahsedebilir misiniz? Başka yerlerde kitap yorumlarınızı görüyorum ama kitaplarınız için kendi yorumlarınızı ve sizin için ne anlam ifade ettiklerini öğrenmek isterim.

 M.M. GÜRSES: İlk kitabım “Tanrının Kuşları” tarih öğretmeni Melek Gürses ile ortak ürünümüzdü. Onun engin tarih bilgisi ve fantastik romana ilgisi ile benim edebi gücüm ve mitolojiye olan ilgimden doğdu. Sürükleyici, ilginç ve farklı tadı olan bir eserdi. Bu roman aslında temelimizdi. Bundan sonra ki eserler bu temel üzerine yükseldi. Fakat ülkemizde fantastik ve mitolojik romana rağbet az olduğundan ikinci romanım olan “Müstesna Hüzünler” kitlelere hitap eden dönem romanı olma özelliğiyle ön plana çıktı.

Müstesna Hüzünler’de her karakterin muazzam bir hüznü vardı.  

Bu hüzünler romanda bir mozaik gibi işlendi. Babası ile problemleri olan başkarakter Zahit’in hüznü, sevdiği kadın Olga’nın ikiye bölünmüş ülkesindeki (Doğu/Batı/Almanya) hüznü, eşini Alman kamplarında yitirmiş Yahudi ev sahibi Asiya Golem’in hüznü, mutasaavıf çehreli Eyyub’un hüznü, amansız bir hastalığa yakalanmış ve şifasını dünyayı gezerek arayan Hippi İsabel’in hüznü. Adından da anlaşılacağı gibi hüzünlerin romanıydı bu ve çok sevildi kısa sürede 2. baskıya girdi.

 Devamında üniversite yıllarımdaki şiirlerim ile yazar dostum Hüzeyme Yeşim Koçak hanımefendinin (Sarılmak romanı ile Afganistan büyük roman ödülünü aldı) denemelerinin birleşiminden doğan “Kırgın Mağara Şarkıları” edebiyat hayatıma boyut kazandırdı.

“Rengi Akmış Şarkılar” ise ataması yapılmayan öğretmenlerin  ortak çilesinin bir çığlığıydı aslında. Chuck Palahniuk’un Dövüş Kulübü romanından esinle sıradışı bir sonla biten roman masalsı ve rüya atmosferinde üsluplaştırılmıştır.

 Tolstoy’un İnsan Ne İle Yaşar kitabını da geçtiğimiz yıl editörlüğünü yaptım. Eserin orijinalitesine dokunmadan onu hazırladım ve eser büyük yayınevlerinin tirajlarına yaklaşıp, kısa sürede 2. Baskıya girdi.

Ve nihayet… “Mathilda’nın Son Arzusu”  kitabım ise muhtelif edebiyat dergilerinde yayımlanmış 17 öyküden ve her öykü ile alakalı 17 karakalem çizimlerimden oluşan farklı bir eser olarak karşımıza çıkıyor.

B.KARATEPE: “Mathilda’nın Son Arzusu” kitabınız kendi çizimlerinizden oluştuğu için resme olan ilgi ve yeteneğinizi de ortaya koyuyor. Kitabınızda kendi çizimlerinizi kullanmanızın özel bir sebebi var mıydı?

 M.M. GÜRSES: Çizimli kitaplara oldum olası ilgi duymuşumdur. Başta “Küçük Prens” olmak üzere, “Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku” tarzında kitaplar bende hep benim de çizimli bir dosyam olsa ne güzel olur fikrini zihnimde doğurdu. 2 yıldır bol bol çizdim. Çizimler artınca öykü dosyamın içerisine bunları serpiştirdim ve kapağı da dahil bana ait hoş bir esere dönüştü.

B.KARATEPE: Kitabınızın çeşitli dergilerde yayınlanmış hikayelerden oluştuğunu belirttiniz.

Bize bu dergilerden ve hikayeleri yazarken baz aldığınız  konulardan bahseder misiniz?

M.M. GÜRSES: Evet, öykülerim muhtelif edebiyat dergilerinde yayımlandı. Mesela biz de öykücülük geleneği uzun soluklu yayın hayatıyla yaşatan Hece Öykü dergisi, Konya’da edebiyat denilince akla ilk gelen Mahalle Mektebi yine popüler kültüre hitap eden Masa Dergisi yine Dil ve Edebiyat dergisi aklıma gelen bazı dergiler.

Hikayeleri yazarken daha çok Doğu’da ki tecrübelerimden, anne merkezli hüzünlerimden, hayata karşı insan denen varlığın savaşından ve toplumsal olarak göz ardı edilen, yok sayılan kimi yaralardan dem vurdum.

B.KARATEPE: Son olarak, yeni yazarlığa adım atacak, yazım dili ve edebiyatı iyi olup ama nereden başlayacağını bilemeyen gençlerimize yönlendirici olabilmesi açısından ne önerirsiniz?

M.M. GÜRSES: Onlara yazmadan önce bol bol okumalarını, iyi eserler okumalarını öneriyorum. Çünkü iyi eserler kutup yıldızları gibidir. Onlara yol gösterir, onların yollarını aydınlatır. Sonrasında edebiyatın topyekün bir olay olduğunu yani hayatın her alanını kapsadığını bilsinler. Müzikten, tiyatrodan, sinemadan, resimden ve daha birçok alandan beslenebileceklerini bilmelerini ama en çok da içlerindeki o umut ışığından besleneceklerini hatırlatmak istiyorum. En önemlisi de edebiyatın onarıcı tesiri. Edebiyatla uğraşan genç kötülüklerden korunacağı gibi onunla savaşabilmek için elinde keskin bir kılınç taşır.

B.KARATEPE: Hocam bu güzel sohbet için… Beni kırmayıp bana eşlik ederek gazetemizdeki köşemize renk kattığınız için, size çok teşekkür ediyorum.

***

10 Ekim Perşembe günü saat.16:00’da Kent Radyo’da gerçekleştireceğimiz radyo programımızda 2 yazar dostum Murat Mahya Gürses ve Esra Algan’ın canlı yayınımıza bağlanacakları haberini sanatsever dostlarımıza iletmek istiyorum.

*Gelecek hafta yine aynı gün “Rüzgargülü” kitabıyla… Sevgili yazarımız Esra Algan’la yapacağımız söyleşiyi kaçırmamanız…

Daima SANAT ve EDEBİYAT ile kalmanız dileğiyle…

Daha çok okuyup, araştıran, bilgili ve kültürlü nesillere…

Sevgilerimle…

        İnstagram sayfamız – @ondan.bundan.sanattan