Cuma , 8 Kasım 2019

İZLENİMLERİM…

Yokluğumda

Yokluğumda buralarda neler oldu neler bitti bilmiyorum. Gittiğim yerde ise neler olabileceği üzerine tasarımlarımla gittim ve tasarımlar dışında gelişmelerle orada olanlara şahit oldum… Askere gittim… Kapıdan girdiğimden itibaren sözcüklerim bile değişecekti. Artık; gitmedim, geldim diyeceğim…

        İlk geldiğimiz günkü şaşkınlık ve değişimin kötü ruh hali sayılacak onlarca gün; nerede yatılacak, ne yenilecek geçen günlerle beraber; aynılaşan ayakkabılar, kıyafetler, yemekler, iştimada uzun süre ayakta kalmalar, nöbetler, görevler, kantini beklemeler, çaycı Ömer ile yapılan çay alışveriş sohbetleri, taş banklarda yediğimiz soğuklar, çavuşun sürekli yinelediği neredeyse aynı cümleler, birbirine karşı kendini güçlü uyanık göstermeye çalışan bir dolu insan, gevezeliği kendine iş edinmiş mahlûkatlar, aynı yataklar, aynı yemek saatleri, aynı duş saatleri, aynı koğuş, dar yataklar, horlayanlar, osuranlar, soğuk aşlar, durmadan içilen sigaralar, her sabah tıraşlar, ayakkabı boyamalar, aynalar, aynılar…

          Elbette tasarımlarım birçok konuda benzerdi ancak insan arkadaşını seçebilir derler… Ben seçebildim mi, seçildim mi bilmiyorum. Tasarımım dışında kalanlar elbette; doktor, teknik ve bay güven oldu. Eğer bir alanda kapalıysanız ve teknolojik gelişmeler sizi dürtmüyorsa yanınızdakilerle toplumsallaşma hedefiniz doğuyor. Ben de ve diğerlerinde de öyle oldu.

         Teknik ile ilk birkaç günde çok sık olmasa da birbirimizi arar hale gelmiştik. Bu birkaç günden sonra bu durum gelişerek devam etti. Artık ilk Pazar günümüze vardığımızda teknikle bankta otururken bay güven geldi. Bir iki konuştuk, sohbet ettik ve koca bir Pazar gününü birlikte devirdik derken yavaş yavaş doktorla da ilişkiler gelişmeye başladı.  Doktor’ a  “dördüncüyü arıyoruz, doktor, dörtlü yapalım” gibi iğrenç espriler yapıyorduk. Komik oluyordu ki doktor arada kaybolduğunda bunu iğrenç esprilerimize bağlıyorduk.  Sonrasında doğalında gelişen bir birliktelik oldu.  Belki de bir grup değildik ama güzel zaman geçirebilmek hepimiz için çok önemliydi ve herkesin hoşuna gidiyordu. Zaman geçtikçe anılarda birikmeye başladı. Her askerlik anısında bulamayacağınız örnekler var. Mesela, golf oynamak… o da şöyle gelişti. Bir hafta sonu doktor ve bay güven ziyaretçi görüşüne gittiler. Teknikle boş bir arazide can sıkıntısıyla dolaşıyorduk. Ne yapsak diye düşünürken. Bana bir telefon geldi. Kardeşim çocukken oynadığımız bir oyundan bahsetti. Kendi kafamda hemen bulunduğumuz yere göre tasarlayıp fikri öne atım. Teknik dururu mu yakaladı oda. Hemen tıpkı işsizler gibi ki öyleydik, çimlerin üstünde bir çukur kazdık, bir sopa bulduk,  külken topladık ( ki doktor küklenin Arapça olduğunu savunuyor, değil biliyorum ama Türkçesi de yok bizde) ve golf oynamaya başladık. 59-56’lık skor 3 set ardından geldi. Teknik kazanmıştı. Tabi tüm bölük bize gülüyordu, komutanlar gülümsüyordu, bazılar heyecanla izliyordu ki bu çok nadir. Biz ise eğleniyorduk. Tabi görev oyun beklemez, teknik’in nöbet saati geldi. Yalnız kalacaktım ki doktor çıkageldi. Ona yarattığımız golf sahasından oyundan heyecanla bahsettim. “hadi gel görelim” dedi. Hepimiz manyaktık. Tabi doktorla da bir set oynadık. O mülayim insan gitti bambaşka biri geldi. Doktor artık doktor değildi. Topu(külken) atamadığında çıldırasıya hareketler ve cümleler bütününde kalıyordu. Ben atamadığımda kötü karakter gülüşü ve tavrına bürünüyordu oyunun tam ortasında bir ilk’i yaşadım doktor küfretti. Bu benim için bir şoktu. Tabi set’i ben aldım. 20-18.

Oyunlar ve sohbetlerde birçok anı gelişmeye başladı tabi;

Satranç oynarken teknik’in sürekli oyunun başında ve sonunda oyuna karışması ve benim yenilmem, teknikteki kötü sırıtma

Hamit adında bir arkadaşın 18 gün boyunca hep her şey de ilk sırada oluşu. Abartısız; kantin, pes, satranç, tuvalet, duş, yemek… Tüm sıralarda, ilk sıradaydı.

Ben telefonda konuşuyordum, teknik ve bay güven belimizde üretilen spermler ( özellikle bunu bölümü siyah bir şekilde yazdım. Bunu anlatmam gerekiyor. Sigara içen eskiden imam olan bir arkadaşımız vardı. Şimdi defterdar olmuş. Bir gün bizim ekip otururken yanımıza geldi. Doktor’a dönerek “ hocam sana bir sorum olacak” dedi. Hepimiz merakla eski sigara içen imam’a kilitlendik. Doktor’a bir daha dönerek “ hocam belimizde üretilen spermler nasıl oluyor dedi. Verdiğimiz tepkiyi yazmıyorum.)  hakkında sohbet ederken yanlarına vardığımda 16inç gülüyorlardı.

Arada çay almak için kantin tarafına gittiğimizde Uhud savaşını etrafına topladığı 10 günlük müritlerine o anı yaşamış gibi anlatan imam’ın garip ses tonuna şahit oluyorduk. Hatta aklımda şu da kalmış; şehitlikte herkes için dua edilirken imam herkese şehitliğin ortasında zevce istemişti.

Örneğin; alayı gezmek, kendi mıntıkandan çıkmak yasak. Bir gün dedik ki şu tarafa doğru yürüyelim. Ben doktor, teknik… Bay güven yine telefondaydı. Bayağı bir ileri gittik. . Doktor her zamanki şüpheciliği ve önsezileri ile daha fazla ileri gitmememizi söyledi. Ben durur muyum hemen yapıştırdım espriyi… Düşünsenize komutan bizi çağırıp şunu diyor; “ bu sefer çok ileri gittiniz” biz ise “ yok komutanım çok gitmedik” desek diye. İğrençti gülmekle benden uzaklaşmak arasında gidip gelen teknik ve doktor kalakaldılar.

Bay güven’in şeker esprileri.  bir gün çaydan arta kalan şekerle oynamaya başlamıştı mesela önce garipsemedik. Sonuç olarak şeker. Tabi bay güven durmadı şeker’i sürekli yere atıp  “şekerim düştü” teknik’in üzerine fırlatıp “şekerim fırladı esprilerini günlerce sürdürdü.

İlk samimi olduğumuz günlerde bay güven yine teknik’i soru topuna tutmuş. Çoktan sohbet’e başlamışlar. Muhabbet’in ortasına yetiştim. Teknik, seri ve gerilmiş vaziyette bay güven’e “nasıl bir ilişki” dersleri veriyordu. Teknik’ güven konusunun önemsizliğinden bahsederken bay güven hayır diyordu. İlişkide güven hat safhada olmalıdır ve bunu öyle bir anlatıyor ki biz onun güven konusundaki ciddiyetini anlamış ve ona saygı duymaya başlamıştık. Net olarak üç örnek verdi bay güven ilişkinin sırrı için. Biz takdir ettik çünkü üç örnekte de güven baş sırada. Sonra ben birkaç şey ekledim sohbete. Bay güven hemen atılıp “hayır, sen gavat mısın?” dedi. Teknik bana hak verdi. Söylediğim şey basitti. Ben ilk defa ilişki yaşayan biriyle evlenmek istemem. Bay güven ise gavat olduğum konusunda kesindi. Kendisi ilk defa ilişkisi olacak birini istiyormuş. Sen birçok ilişki yaşadın diyoruz. Olsun ona çaktırmam diyor. Garip bir şekilde güven konusuna bu kadar inanan bay güven baş gavat olmuştu. Adı da oradan geliyor. Bay güven’in. Tabi bunun üzerine dönen geyikleri ayrıntılandırmayacağım. Asıl, gavat, ilişkide güven’e bu kadar önem verip tüm evliliğini yalan üstüne kuran değil midir?

Teknik’in ismi de bir hikayeden geliyor. Teknikle ilk konuşmaya başladığımızda, evli olduğunu dolgun maaşlarla yaşadıklarını mesela sadece viski içtiğini, aslen nerekşi olduğunu vb. birçok şey öğrendik tabi sonra bir gün üniversite biter bitmez yıllardır sevgili olduğu hanım ile evlenmesini eleştiri konusu yapıyorduk bay güvenle. Nasıl abi falan derken “ilk sevgilin mi?” Diye sorduk. “Teknik olarak evet” dedi. bu bizim için şoktu. Teknik olarak kaldı adı.

Doktor’un adı ise mesleğinden geliyordu. Doktor işte. Benim adım mı benim adım yoktu. Bana hey! Hişt! falan diye seslendiler galiba. Rütbem düşüktü.

                Tabi zaman geçiyordu. Bununla beraber, bay güven sürekli teknik’i sıkıştırıp hukuk soruları soruyordu. Doktora tıp soruları vb. bir tek bana sormuyordu. Bay güvenle garip bir birlikte düşünüp hareket edebilme kabiliyetimiz vardı.  Bu bizim için çok ilginçti. Tabi doktor ve teknik bunu tek kelime ile açıklıyorlardı;  Avam.

               Meslekler üzerinden de espriler, hikâyeler dönüyordu tabi. Bay güven ne zaman iğrenç esprilerini başlatsa hemen teknikle beraber onu doktor’a doğru çevirip “ senin bir doktor’a görünmem şart” diyorduk. Bu bay güveni kırmaktı. Doktor’un ara sıra dâhil olduğu bu konuşmalarda konuyu en saptırdığım teknik ve bay güven’in teorik tartışmaları hep komedi ile bitiyordu. Doktor olmadığı zamanda o olsaydı nasıl tepki verirdi, diyerek taklidini yapıyorduk.

           Doktorun garip hikâyeleri de vardı hastane üstüne; mesela bir hikâyesinde hastasının kendine bir koyun getirdiğini anlattı. Bildiğimiz devlet hastanesine koyunu getirmiş. Bizim doktor şaşkınlık içerisinde “Burada tedavi edilmez, burası insan için.” deyince hasta yakını “O da bir can doktor” demiş. Bizim doktor da kendince peki diyerek “Neyi var?” diye sormuş. Hasta yakını “ Boynu düşüyor doktor.” demiş. Doktor koyunun boynuna bakmış gerçekten de düşüyormuş. Bizim doktor onu kırmadan durumu anlatarak. Onun bir veterinerle görüşmesini sağlamış tabi.

Sizlere tanıtmakta yetersiz kaldım; teknik, doktor ve bay güven ile viski,şarap, bira ve rakı gibiyiz.

          Doktor; her meseleye, geyik malzemesi olsa dahi ciddiyetle yaklaşan, en olmadık yerde terimsel konuşan ve en olmadık yerde söylediği cümle ile geyiği bitiren ya da koparan bir yapıya sahip. Aslında sıradan biri olmadığı için.

         Teknik ise; konu anlatırken bir tartışma içerisinde gerilerek durumu açıklamaya çalışan ilginç sorular sorup en sonunda sende bu var teşhisi koyan bir yapıda. Tai iş eğlence ise, her zaman orda ve bunu başarıyor.

         Bay güven; temiz gölü bulandıran bir yapıya sahip. Teknik’in kafasını allak bullak edip olayı gırgıra getirmekle çok başarılı ve bun u onunla yapınca gülmek diyafram ağrısına sebeb oluyor.

         Bir gece otururken aldığım notları onlara okudum. Onlarda eklemeler yaptılar okuduğunuz yazıya sonra birbirlerini tanımlamalarını istedim. Doktor başladı;

           Doktora göre teknik; her meseleye bir savunma avukatı olarak yaklaşan terimsel konuşan tipik bir avukat gibi görünen lakin atipik kişilikli başgavat.

          Doktora göre bay güven ise; her meseleye son derece meraklı gözlerle bulaşan, meseleyi daha çekilmez noktalara sokacak sorularla ve sürekli bir merakla takip eden kendi mottoları olan bağnaz bir gavat.

          Teknik ise doktor’u şöyle tanımlıyordu; temek bir ihtiyaç yokluğunda proletaryayı eziklemek pek de zevkli olmuyor. Sonuçta teknik’in bir de teknik bilir kişiye ihtiyacı var.

           Teknik bay güveni ise; avamı tanımlamak hiçbir zaman zor olmamıştır. Geminin güvertesinde paspas yapan adamı herkes bilir. Ama bay güvenin farkı gerçekliği saptırabilmesiydi.

             Bay güven ise teknik için; hayatımda gördüğüm en muhalefet kişilik. Kılıçdaroğlu bu kadar muhalefet yapsaydı iktidar olurdu. İçindeki piçliği sonradan ortaya çıkardığımız tartışmalarla beynimi yakan bir gavat.

         Bay güven doktor içinse; ansiklopedi yutmuş gibi prof. Edasıyla yaklaşan her konuya illa ki bir kanır isteyen doktor. Mikrobiyoloji uzmanı.

Şeklinde tanımlamaları yazıya döktüm. Beni ise kimse tanımlamadı. Bu ilginçti. Sonradan yazarız dediler onu da yazmadılar. Benim tanımlanmam: Ertelenen.

Sonuç yerine; kendim bir şeyler kattım mı bilmiyorum ama onlardan çok şey öğrendim. Yaşama bakış açılarına, mesleklerden doğru anlattıklarına, güzel hikâyelerine denk düştüm.

Kerem çiçek