Cumartesi , 16 Kasım 2019
Bir SANAT Bir YAŞAM

Bir SANAT Bir YAŞAM

Her hafta bir yazarı ve edebiyatçıyı sayfasına konuk eden Başak Karatepe, bu hafta da siyasetçi ve yazar Cemal Karakaya ile bir söyleyişi yaptı.

Merhaba Sanat ve Edebiyatsever dostlarım.

Bugün sizleri sevdiğim ve saygı duyduğum bir büyüğümle tanıştıracağım. Kendisini genel olarak siyaset alanında çalışmalarıyla tanıyoruz. Siyaset, yaptıkları çalışmalar, sanata bakış açısı ve yeni çıkarmış olduğu şiir kitabı “HİCRAN” ile ilgili bir söyleşi gerçekleştirdik. 

B.KARATEPE: Hoş geldiniz gazetemizde ki köşemize… Gazete okurlarımızın sizi tanıyabilmesi açısından bize kendinizden bahsedebilir misiniz? Cemal Karakaya kimdir?

 CEMAL KARAKAYA: Öncelikle bana böyle bir imkanı tanıdığınız için size, gazetenize ve yönetim kurulunuza teşekkür ediyorum. 1960 Sivas Gürün doğumluyum. 1960’dan beri de Mersin’deyim. İşçi çocuğuyum. Mersin’e geldikten sonra ki süreçte de ilk, orta ve liseyi Mersin’de tamamladım. Kenti iyi bilenlerden biriyim. Kentin çok farklı yerleri, göç aldığı dönemler, geliştiği, sanayileştiği ve siyasi mücadelelerin olduğu her dönemde yer aldım. O yüzden kenti toplumsal, sosyolojik ve siyasi anlamda olsun bütün ayrıntısıyla tarif edebilirim. Ama son günlerde sizin de dediğiniz gibi… İmza günüme katıldınız, kitap alıp, imzalattınız. O ayrı bir mutluluk. O yüzden o ince, nazik davranışınız için ayrıyeten size de teşekkür ediyorum. Bir de sanat yanım yani şiir yanım ortaya çıkmış oldu. Ama ben kendimi hiçbir zaman bir şair olarak tanımlamıyorum. Yaşadığım, gördüğüm, hissettiğim yada kendi ifademle kendimde biriktirdiklerimi yazmaya çalışıyorum. Bu bir duygu akışı… ama esas kimlik olarak bir siyasetçi olarak bilinirim. Çünkü geçmiş dönemlerde 12 Eylül öncesi dönemin en ağır koşullarını yaşayan ve faturasını ödeyenlerden birisiyim. Bununla her zaman onur ve gurur duydum. 12 Eylül faşizmine karşı olan bir gençlik süreci içerisinde Mersin’de bir siyasi davadan dolayı yargılandım. Bu yargılanmaya bağlı olarak da belli bir süre ceza evinde kaldım. Ondan sonra ki sürecimde hayatımın 2. aşamasına gazetecilikle başladım. Ve onun devamında Sosyal Demokrat Halkçı Parti… ama burada bugün böyle bir röportajı verirken de Onursal Genel Başkanımız, Devlet Bakanı, Başbakan Yardımcısı ve bilim adamı Erdal İnönü’nün ölüm yıldönümü… Onu saygıyla anıyorum. Beraber çalışma onurunu yaşadım. Kendisi Genel Başkan olduğu dönemde ben de Merkez İlçe Yönetim Kurulluğu Üyeliği yapıyordum. Seçim çalışmalarına beraber katıldık. Çok nüktedan, çok saygın, Türkiye’de siyaseti esprilerle anlatabilen, siyasete yeni bir yön ve anlam kazandıran bir kişilikti. Öyle insanlara çok ihtiyacı var hem ülkenin, hem dünyanın, hem de siyasetin.

12 Eylül ile beraber kazandığım üniversite ve fakülteler vardı gidemedim. İngiltere’ye okumaya gidecektim. Yine 12 Eylül nedeniyle gidememiş oldum. Cezaevinde mahkumluk sürecinde mücadeleler verdiğimiz arkadaşlarımızla da beraber olduk. O süreç bizim için bir okuldu. Hayata bakışımızı değiştirdi. 12 Eylül Türkiye’de sol hareketin, siyasetin tamamen ortadan kaldırılması için yapılan bir askeri darbeydi. Ondan sonra ki süreçte kimlerin ne şekilde nasıl yaptırdığı su yüzüne çıkmış oldu. Sonra hayat mücadelesi, siyasi mücadele devam etti. Sosyal Demokrat Halkçı Partide siyasete başladım. Gençlik Kolları İl Başkanlığı dönemim oldu. 2 dönem merkez ilçe yönetim kurulluğu üyeliği, 1 dönem merkez ilçe başkanlığı ve daha sonra SHP, CHP birleşmesinden sonra Toroslar İlçe Başkanlığı görevliğinde bulundum. Uzun süredir de partide siyasi mücadelem devam ediyor. Sayın Abdullah Özyiğit’in Yenişehir Belediye Başkanı olmadan önce, 2 dönem İl Başkanlığı yaptı biliyorsunuz. Kendisiyle birlikte çalışıp, aynı ekip içerisinde yer aldık. Şu anda Yenişehir Belediyesi Park Bahçeler Amirliği görevime devam ediyorum. Fırsat ve imkan buldukça da şiirlerimi yazıyorum. İlk Kitabım çıktı. Yazmaya da devam edeceğim.

Bir kızım var adı Pelinsu. O bana hep bir umut olmuştur. İstanbul’da okuyor. Kitabımın imza gününde bana bir sürpriz yapıp, bir günlüğüne de olsa geldi. Böyle bir günümde beni yalnız bırakmadı.

Dünya ve Türkiye’de ki gelişmelerin çok da uzağında değilim. Yakından takip etmeye çalışıyorum. Türkiye’nin daha özgürleşmesi, demokratikleşmesi ve daha çok sanatla buluşmasını istiyorum. Park Bahçeler Amirliği görevim yanı sıra parklara aynı dokunuşları yapmaya çalışıyoruz arkadaşlarımızla birlikte…

B.KARATEPE: Ben biraz kitabınızdan bahsedelim istiyorum. “Hicran” kitabınızın tüm gelirini Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğine bağışlıyorsunuz…

Cemal KARAKAYA: Evet… Türkiye’de çok ciddi yapılar, dernekler ve oluşumlar var ama Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği üyesi olmaktan her zaman onur duydum. Bu onurum ve gururumu nasıl taçlandırırım diye düşündüğümde ilk kitabımın gelirini Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğine bağışlama gibi bir düşünce oluştu. Bir katkım, desteğim olsun istedim. Türkan Saylan’ı da burada anmadan geçmeyelim.  O saygın, mücadeleci ve bugün Türkiye’de 60-70000’i bulan meslek sahibi olmuş genç kızlarımıza imkan sağlayan, aydınlanma yolunda… Ülkenin aydınlanması, kişinin bireyselleşmesi, özgürleşmesi yolunda ve kadınların, özellikle kız çocuklarımızın hayatta tutunabilmeleri açısından çok büyük mücadeleler verdi. Onu birileri rahatsız etti… Hayattan koptu gitti ama onun bıraktığı eserler, gençler, çocuklarımız bu dernek çatısı altında mücadelelerine devam ediyor, hayata tutunuyorlar. Çok zevk ve tat aldığım, vicdanen kendimi rahat hissettiğim bir dernek Çağdaş Yaşam. Benim de kız çocuğum var ve ben bu ülkede en önemli sorunlardan birinin kız çocuklarının meslek edinememesi olarak görüyorum. Gerek toplumsal baskı, gerek cahil yapımızdan kaynaklı… Bunu kırabilecek olan bir mücadele içerisinde Çağdaş Yaşam. Her gün, her saat yeni bir çocuğa bir meslek kazandırmak, bir çatı altında hayatlarına devam ettirebilmeleri açısından önemli bir yapı ve böyle yerlerin desteklenmesi, ayakta kalması ve imkanlarının sağlanması lazım. Derneğin kendi imkanları içerisinde burslar, kurslar veriliyor. Öğrenciler birbirlerine yardımcı oluyor. Onlara derslerinin yanı sıra sosyal ve toplumsal yaşamı, hayatı öğretiyorlar. Oraya gittiğimde derin bir nefes alıyor, bir hayat buluyorum. O yüzden “Hicran” kitabımın gelirini Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne yaptık, yapmaya da devam edeceğiz.

B.KARATEPE: Mersin’de sanatı değerlendirecek olursak, nasıl bir değerlendirme yaparsınız?

Cemal KARAKAYA: Sanatı toplumları özgürleştiren, toplumların gelişimini sağlayan, aydınlık bir yapı olarak görüyorum. Nasıl ki Mustafa Kemal ATATÜRK bu ülkenin varlığını sağlayan önemli bir unsursa… Sanat da bireyin, toplumun, kentin, ülkenin gelişimi için faydalı ve gerekli bir alan. Mersin’i bu alanda yeterli bulmuyorum. Zaten mevcut iktidar döneminde sanata karşı çok ciddi bir kıyım söz konusuydu. Ama burada yerel yönetimlere çok önemli görevler düşüyor. Yerel yönetimler sanatı ve sanatçıyı desteklerse sanat ve sanatçı toplumun gelişimine çok ciddi katkılar vereceklerdir.

Sanatçı bir yanım yok ama Lisede okurken kendimce bir tiyatro oyunu yazmıştım. Sınıf arkadaşlarımızla beraber oynamıştık. Muhsin Ertuğrulları, Bedia Muvahhitleri o zamanlarda ki çok nitelikli tiyatrocuları ve tiyatroyu yüzeysel olarak da olsa anlamaya çalışmıştım. Almanya örneğini her zaman veririm. Almanya 2. Dünya Savaşından sonra yerle bir olduğunda 2 yapı oluştu. Birincisi hastaneler… İnsanların fiziksel ve ruhsal sağlığına kavuşması. 2.si de tiyatro salonları her mahallede… Belki salon dememek lazım. Belki bir çadırdı… Belki bir evin, okulun bahçesiydi ya da odasıydı… Ama herkes tiyatro yapmaya başlamıştı. Ve bugün Almanya’nın geldiği nokta… Biliyorsunuz dünyanın en gelişmiş ülkelerden bir tanesi.

Sanatın her dalında yerel yönetimler destek olmalı. İşte burada Yenişehir Belediyesi sağ olsun Abdullah Özyiğit ile beraber artık köylere, okullara, öğrencilere, mahallelere tiyatrolar götürülüyor. Bunu birçok belediyemiz yapıyor ama bizde burada başlamış olduk. Aynı şekilde yazlık sinema çalışmalarımız… Ve bizim gibi arkadaşların yazdıkları, çizdikleri ya da düşündükleri oyunları, kitapları, filmleri kentin her bölgesine yayılmaya çalışılıyor.

Geçmişten beri hep tartışılan bir konu sanat… Toplumun geleceğiyle ilgili bir durum. Bu ışığı kim yakıyorsa bir çoban ateşi de olsa elinden tutup yardım edilmesi, destek olunması lazım. Sanatın toplumsal yaşama katkısı olduğu kadar, bireyin kendisini geliştirebilmesi açısından da çok önemli bir alan. Çünkü sanatta iyilik, hoşgörü, insan yaşamındaki tüm engelleri nasıl aşacağıyla ilgili moral ve güç var. Sanatın her alanının desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum.

B.KARATEPE: Yenişehir Belediyesi’nin sanatsal projelerinden bize biraz bahsedebilir misiniz?

Cemal KARAKAYA: Öncelikle şunu vurgu yapmakta fayda görüyorum. Yenişehir bir barış kenti. O yüzden Sayın Abdullah Özyiğit’in göreve geldikten sonra ilk olarak açılışını ve tadilatını yapmış olduğumuz Dünya Barış Parkı ile başladık. Barışın sembolü olan kadın, güvercin ve zeytin dalını bir heykel bütünlüğü içerisinde arkadaşlarımızla ve kendi imkanlarımızla… Yani bir firmaya, bir başka şahısa vermeden. Çünkü çok ağır ve pahalı işler bunlar. Belediye olarak kendi imkanlarımızla yaptık. Heykeltraş arkadaşım Nebi’ye de teşekkür ediyorum. Bu 3 unsuru birleştirip Dünya Barış Heykeli Parkın açılışını yaptık. Park üzerinde bulunan trafoların üzerine de sanatsal çalışmalar yapıyoruz. 3 kişilik bir ekibimiz var. Bu ekip arkadaşlarımız trafoların üzerine resimler çiziyorlar. Portre, doğa resimleri… Mersin İdman Yurdunun amblemi… O hala ruhumuzu acıtıyor. Yakın bir tarihte Müftü deresi kıyısı üzerinde yaptığımız bir düzenlemeyi de bitirdik. Orada da selfie duvarları oluşturduk. Eskişehir gibi olabilmesini istiyoruz ama bugünkü Yenişehir Belediyesi olarak yapabileceğimiz buydu. Burada sanatsal çalışmalarımız devam edecek. Yenişehir’in Barış Kenti olmasının yanı sıra bir kültür ve sanat kenti kimliğini de öne çıkarmamız lazım. Bugüne kadar yaptığımız tüm etkinliklerde bu 7-8 aylık süreçte daha çok kültür sanat etkinliklerimiz ön plana çıktı. Demokratik bir süreç işlendi. Bu demokratik sürecin içerisinde dünya görüşü, yaşı ve yaşam koşulları ne olursa olsun her mahalleye gidilip arkadaşların görüşleri alındı, sorunları tespit edildi. Düzenli olarak muhtarlarımızın da her ay toplantıları devam ediyor. Tabi ki burada sanat ve kültür de konuşuluyor. Şunu söylemek istiyorum. Burada hemşerilik bilincinin oluşması gerekiyor her şeyden önce… Nerede doğmuş olursak olalım. Türkiye’nin mozaiği dediğimiz bir kent Mersin. Her renk burada var. Bu renkleri birleştirici yapı hemşerilik. Bu bilincin oluşması lazım. Bunu yapabildiğimiz süre içerisinde başarılı olacağız. Sanat da böyle. Sanat da hiçbir mezhebi, ırkı, rengi, cinsiyeti ayırmıyor. Sanatçı sanatını icra ederken de ben bu kesime yapıyım şu kesime yapmayayım diye ayırmıyor. Sanatın güzelliği bu. Yani Yenişehir bu kentte sanatın toplumsallaşmasını istiyor ve bununla ilgili çalışmalarına devam ediyor. Önce sanat, kültür ve buna bağlı olarak da sporu önemsememiz gerekiyor. Çünkü ancak bunlarla birlikte yaşama kültürünü oluşturabileceğiz. Her yapının kendine özgü özellikleri olabilir ama hepimizin ortak değerleri var. Bu nedir? Barıştır, özgürlüktür, kültürdür, sanattır, spordur. Milli takım maçı olduğunda ne düşünüyoruz? Aynı şeyi. Maç bittikten sonra?  Ben Beşiktaşlıyım. Siz Galatasaraylı, Fenerbahçeli ya da başka takımlı olabilirsiniz. Kentte böyle farklı kentlerden, farklı illerden gelmiş ya da doğmuş olsak da Milli Takımın ruhu gibi bu kent de hemşerilik bilincinin oluşması. Bütün gayretimiz, çabamız da bu zaten.

B.KARATEPE: Sanatın iyileştirici gücüne inanıyor musunuz?

Cemal KARAKAYA: Sanatın iyileştirici gücü elbette ki var. Şimdi düşünün en temel olay ruh ve moralin iyi olması ne iş yaparsanız yapın. Hatta çok ciddi rahatsızlığınız da olsa yine morale ihtiyacınız var onu aşmanız için. Fiziksel olarak bu böyledir ama ruhen de aynı şekilde. Sanat hem iyileştiriyor hem de devamlılığınızı sağlıyor. Yani sizin teslimiyetinizi, sizin daha geri düşmenizi ya da mevcut durumunuzu korumanızı değil daha ileriye yönelmenizi sağlıyor. Çünkü sanatın içerisinde sevgi ve hoşgörü olduğu için iyileştirme de bununla beraber gelmiş oluyor. Doktora gittiğimizde ne diyor “bak ben bu ilaçları yazıyorum sana ama bunu sen isteyerek, iyileşeceğini düşünerek kullan. Moralini yüksek tut.”

Hangi tiyatro salonuna gidersek gidelim. Hangi sinemaya, resim sergisine gidersek gidelim. Ya da bir kitap imza günü de olsa… Gittiğimizde oradan daha moralli olarak çıkıyoruz.

Bir portrede, bir kitabın sayfalarında kendimizi bulabiliyoruz. Bir filmde, bir tiyatroda aynı şekilde… Sanatın hem iyileştirici hem de geliştirici bir yanı vardır. O yüzden sanatın her aşaması, kademesi desteklenmesi gerekir.

B. KARATEPE: Gençlerimize kendilerini geliştirebilmeleri açısından neler önerirsiniz?

Cemal KARAKAYA: Öncelikle gençlerin okullarında başarılı olmaları gerekir. Okumaları lazım. Bugün Türkiye’de ki eğitim sistemi çok tartışılıyor maalesef. Ama buna rağmen yinede okullarında başarılı olmaları açısından gerekli. Ders programlarına uygun ama her şeyi de derse bağlayarak değil… Biraz da hayatın dışında, ders kitaplarının dışında klasikler olabilir, değişik romanlar, dergiler, gazeteler olabilir ve ya radyo, televizyon programları olabilir. İzlesinler, takip etsinler. Bunu yaparken de kentin kütüphanelerini boş bırakmasınlar. Bomboş zaten. Aradıkları ama bulamadıklarını yerel yönetimlere bildirsinler. Şuan Yenişehir’de öyle bir çalışma var. Her mahallede bir kütüphane çalışması… Her parkta bu tür şeyler düşünüyoruz. Parklarımızda gençlerimize yer vermek istiyoruz. Yaptığımız, düzenlediğimiz parklarda gidip gençleri gördüğümüzde mutlu oluyoruz. Çünkü gençlerin gidebileceği alanlar yok. O yüzden Yenişehir Belediyesi olarak Abdullah Beyin talimatıyla parklarda gençler oturabilsin, zaman geçirebilsin diye çalışmalar yapıyoruz. Başka sürprizlerimizde olacak zamanla…

Gençler aileleriyle beraber yaşıyorsa… Ortaokul, lise dönemindeyse mutlaka birbirlerinden haberdar olarak anneyle, babayla sohbetlerini yapsınlar. Sokak oyunlarına ilgi duysunlar. Sadece bilgisayar başında ya da sadece cep telefonuyla değil, sokağa da insinler dostlukları orada kurmaya çalışsınlar. Bizler çocukluk dönemlerimizi özlüyoruz çünkü sokakta yetişen çocuk hem sağlık açısından bedenen hem de ruhen daha rahatlamış oluyor. O yüzden gençlerimizin öncelikle derslerine iyi çalışmaları, hayatı sevmeleri, sevgiyi her zaman ön plana almaları gerekiyor. İnsan doğarken saf, tertemiz duygularla doğuyor daha sonra ki süreçte hayat koşulları onları değiştiriyor. 

Burada üniversite de okuyan gençlerimizin toplumsal ve sosyal konularla ilgili olmaları, takip etmeleri lazım. Bir olay gelişiyorsa bunun nedenlerini bilebilmeleri, görebilmeleri lazım. Ama en büyük sorun bu ülkede ve bu kentte tabi ki işsizlik. Bunu aşabilmenin yolu genel ve yerel iktidarın üretime dayalı faaliyetler içerisinde bulunması. Ülkemiz son 17-18 yıldır üretime uzak olduğu için otomatikman bu gençlerimize de yansıyor. İş bulma imkanları zorlaşıyor. Belediyede görüyoruz 2-3 üniversite bitiren insanlar bile gelip, ne iş olursa yaparım noktasına gelmiş artık. 4.5-5 milyon işsiz var ülkede… Kentte de 50.000-100.000 gencin işsiz olduğunu görüyoruz. Bu bizi üzüyor.

Mersin’de üniversitenin olması sosyal yaşamı da biraz hareketlendiriyor. Bu kentte merkezde ki üniversitelerin tamamı  Yenişehir sınırları içerisinde. Belediyelerimizin gençlerimize yönelik en azından günde bir öğünde olsa yemek yiyebilecekleri aktiviteler yapması lazım. Bir öğün de olsa bundan faydalanabilsinler.  Birlikte oturabilecekleri alanların oluşturulması lazım. Bununla ilgili çalışmalar yapılmakta…

Gençlerin sadece üniversiteyi bitirdikten sonra ki süreci değil, esas bu dönemde yarınları düşünerek kendilerini geliştirmeleri lazım. Çünkü rekabet çok derin ve çok sert. Bu rekabet ne ile aşılacak? Tek bir silah var günümüzde oda bilgi. Tüm dünya bunu kullanıyor. Bilgi sahibi olacağız. Bu da ne ile olacak okumayla, öğrenmeyle, gezmeyle, takip etmeyle, kırmadan dökmeden tartışmayla, sevgiyle, saygıyla olacak. Birbirlerinin düşüncelerine katılmayabilirler, doğaldır bu. Birisi başka açıdan bakabilir. Sağcı, solcu olabilir. Başka bir ideolojiye sahip olabilir. Ama onu yine dinlesinler, saygılı olsunlar. O da sizi dinleyecektir. Çünkü bu gayet kolay bir iletişim biçimi. Biz nasıl davranıyorsak karşıdaki de bize aynı davranacaktır. Öncelik sevgi, saygı temelinde bilgi sahibi olmak. Çünkü çağımız artık bilgi çağı. Araştıracak, öğrenecek, bakacak ne oluyor ne bitiyor. Çok büyük şansları var gençlerimizin… Teknoloji. Müthiş bir hızla gelişiyor. Teknoloji sadece bilgisayarı ve cep telefonunu çok iyi kullanmak değil. Dünyayı yanınıza getiriyor, avucunuz içerisine. Biz geçmiş dönemde 60-70-80’li yıllarda bir konuyu öğrenebilmek için kütüphanelere gidip araştırırdık. Şimdi anında bilgi sahibi olabilecekleri her türlü olanakları var. Ama iyi ve doğru olan, güzel olan bilgiyi alabilmek lazım. Ben gençlerimizin çok zeki ve akıllı olduklarını görüyorum. Bu ülkenin de geleceği Mustafa Kemal’in attığı o temeller üzerinde hiç bir zaman gerileşmeyecektir. Geçmişin özlemini duyan birçok insana rağmen daha ileriye, daha iyiye, güzele, daha laik, daha demokratik daha çağdaş bir ülkeye doğru gideceğine inanıyor ve gençlerimize güveniyorum. 

***

Bu güzel söyleşi için Cemal Karakaya’ya teşekkür ediyorum.

***

Daima SANAT ve EDEBİYAT ile kalmanız temennisiyle…

Başak KARATEPE

İnstagram: @ondan.bundan.sanattan